Kutsal Olanın Gölgesinde Birey Olmak
Ataerkil bir toplum yapısında kadının rolü, çoğu zaman keskin çizgilerle belirlenmiş ve kalıplara sıkıştırılmıştır. Bu yapının en belirgin çelişkilerinden biri, kadının anne rolüyle kutsanırken, eş rolünde ise ikincil bir konuma itilmesidir. Öyle ki, anne olduktan sonra elde edilen toplumsal statü, kadına adeta bir "makam" kazandırırken; aynı birey, eş rolüne geçtiğinde acımasız eleştirilere ve kısıtlamalara maruz kalabilmektedir.
Anneliği yüceltip kadını bu kutsallık üzerinden değerlendiren, ancak eş rolünde kadını yine anneliğiyle vuran bu kör zihniyet, aile kurumunun temel dinamiklerini zedelemektedir. Bu handikapı ortadan kaldırmanın ilk adımı, konuşmak, sorgulamak ve farkındalık yaratmaktır. Toplumsal cinsiyet rollerinin getirdiği bu ağır yükleri ancak doğru iletişimle, eşlerin birbirini doğru ifade etme becerisini kazanmasıyla ve hakların karşılıklı tanınmasıyla aşabiliriz. Ancak bu sayede dönüşümün penceresini aralayabiliriz.
Hayatın İçinden ama Sosyolojik Bir Bakış
Yazarınız olarak hayatın kenarında değil, tam kalbinde, toplumla birebir temas halinde yaşayan, sosyal bir gözlemciyim. Günlük hayatın koşturmacası içinde şahit olduğumuz arkadaş toplantılarını, komşu sohbetlerini ve akraba ziyaretlerini yalnızca birer dedikodu veya sıradan olaylar olarak görmemek gerektiğine inanıyorum. Bu konuşmaların ve yaşananların her biri, dikkatle incelenmesi gereken sosyolojik vakalardır.
Gözlemlerimi kendi farkındalık süzgecimden geçirdiğimde, toplumsal yapımızda düzeltilmesi gereken pek çok aksaklık olduğunu görüyorum. Bu sorunları; aile, mahalle ve mensup olunan kültürel dokuyu da hesaba katarak, demografik bir yapıyla ele almak şarttır. Konuyu yalnızca tek taraflı, yani sadece kadın veya sadece erkek perspektifinden incelemek çözümsüzlük getirir. Bu nedenle, eşlerin ve ailelerin dinamiklerini bütüncül bir yaklaşımla ele alacağımız bu yazının devamı, önümüzdeki günlerde de bu sütunlarda yer alacaktır.
Birey Olma Bilinci ve Doğru Yaklaşım
Tüm bu sorunların temel kaynağına inmek için şu can alıcı soruları kendimize sormalıyız:
- Çocukluktan yetişkinliğe adım atan her kişi gerçekten bir "birey" midir?
- Farkındalık düzeyimiz, sorumluluk alma kapasitemiz ve aile içindeki konumlandırılış biçimimiz bu süreçte bizi nasıl etkiliyor?
Problemlere yaklaşım şeklimiz, bu sorulara vereceğimiz samimi cevaplarla değişecektir. Birey olma bilincine ulaşmadan, aile içinde sağlıklı bir iletişim kurmak veya empati yapmak mümkün değildir. Çözüm ararken ilk önce kendimize şu soruyu yöneltmeliyiz: "Ben olaylara ve ilişkilere düzeltme odaklı mı yaklaşıyorum, yoksa problem çıkaran tarafta mıyım?"
Hem kendi çevremden edindiğim gözlemler hem de dış ortamlardaki bilgi birikimimle, topluma fayda sağlamak amacıyla kaleme aldığım bu yazılar, dönüşümün ancak bireysel farkındalıkla başlayacağını bizlere hatırlatmaktadır. Birey olarak kendimizi doğru ifade ettiğimiz, eş ve anne rollerinin dengesini kurabildiğimiz, kurulmasına imkan sağlandığı bir toplum umuduyla...