4 bölümlü yazının ilk bölümüdür.

PKK terör örgütü elebaşı ve terör hükümlüsü Abdullah Öcalan tarafından 27 Şubat 2026 tarihinde “Barış Ve Demokratik Toplum Çağrısı”nın yıldönümünde okunan yazılı metni, süreci içinde bir bütün halinde irdelemek ve kavramların nereye oturacağını tartışmak, sadece genel kavram siyasetinden öte bu kavramların hangi siyasal manevralar ve hangi amaçlarla konuşulduğunun ve konuşlandırıldığının tartışmasını yapmak, şüphesiz ki Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kuruluş ilkelerine ve temel niteliklerine sahip çıkmanın ödev ve sorumluluğudur.

27 Şubat 2026 tarihli PKK terör örgütü kurucusu ve terör hükümlüsü Abdullah Öcalan’ın açıklamalarının 4 temel niteliği vardır:

1. “Demokratik entegrasyon en az cumhuriyetin başlangıcı kadar önemlidir” cümlesi, açıklamanın omurgası ve temel yol haritasıdır, bunun iyi irdelenmesi gerekmektedir.

2. “Negatif aşamadan pozitif inşa aşaması” cümlesi, keza aynı şekilde zıtlıkların PKK bütünlüğünü ortaya koyan bir değerlendirmedir. Pozitifliği ve negatifliği Apo PKK’nın örgüt birliği içinde nitelemektedir. Bir sonraki amaç ise kimliği değiştirilmiş yeni bir siyasi parti oluşumudur. Bu açıklama bunu göstermektedir.

3. Diğer bir husus da “dil ve din empoze edilemediği gibi milliyet de edilmemelidir” cümlesi, birinci entegrasyonun içini doldurmada genel bir yol haritası ortaya koymaktadır.

4. “Benim statüm Kürtlerin statüsüdür” ifadesi ise vatandaşlık kavramının ve ulusal devlet kavramının yok edilme prensibidir.

Bu değerlendirmede yazıyı çok uzun tutmamak için 4 bölüme ayırarak, 1 numaralı bölümdeki “DEMOKRATİK ENTEGRASYON EN AZ CUMHURİYETİN BAŞLANGICI KADAR ÖNEMLİDİR” cümlesinin neyi önemsiz kıldığından başlayıp, demokratik entegrasyon, asimilasyon, adaptasyon kavramlarının üçlü psikolojik ve sosyolojik tanım olması karşısında terör örgütü elebaşının niyet ve yol haritasını tüm yapı içinde irdeleyeceğiz.

“DEMOKRATİK ENTEGRASYON EN AZ CUMHURİYETİN BAŞLANGICI KADAR ÖNEMLİDİR” cümlesi, karşıt kavram ile cumhuriyetin başlangıcında demokratik bir uyumun oluşmadığı, bu uyumun özünde iki uluslu bir yapının(federasyon) en azından da özerk bir yapı oluşması gerekirken; Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun bunu gerçekleştirmediğini, ulus devlet tercihini yaptığını cümle içinde karşıt kavramla açıklama yoluna gitmiştir. Kullandığı cümle içinde “Türkiye Cumhuriyeti” hukuki kavramını kullanmayarak, sadece “cumhuriyetin başlangıcı” olarak ifadesi, aslında cumhuriyete 1. Cumhuriyet gibi bir başlangıç koymak ve “demokratik entegrasyon” kavramıyla ise 1. Cumhuriyetin bitişi ve 2. Cumhuriyetin yeniden oluşumu gibi ulus devletin yok edilmesine yönelik kavram ve ifadelerdir. Bilindiği üzere Abdullah Öcalan sadece terör örgütü kurmak ve liderliğini yapmak değil, aynı zamanda mülga Türk Ceza Kanunu’nun 125. maddesi gereğince hüküm aldığı üzere devletin hüküm ve tasarrufu altındaki toprakları yani vatan topraklarını parçalamak, ayırmak ve ayrı bir egemenlik oluşturmaktır. Şimdi bu kavramı özlü olarak açmakta fayda görüyoruz.

Abdullah Öcalan, 1. Cumhuriyetin Türkiye Cumhuriyeti Devleti olduğunu ve bunun nihayete erdirilmesi gerektiğini, bunun da demokratik entegrasyon adı altında çoklu bir yapının birlikte yeniden Anayasayı oluşturması ve Türkiye Cumhuriyeti Anayasasındaki vatandaşlık kavramının ve devlet idaresine yönelik tüm yasaların da demokratik entegrasyon olarak adlandırılan ikili milliyet yapısının tanınmasıyla her iki milliyet esaslarına göre yeniden hukuki zeminin oluşturulmasını talep etmektedir. Abdullah Öcalan’ın bu taleplerini özünde PKK’nın ilk eş zamanlı eylemleri olan 15 Ağustos 1984 Siirt’in Eruh ve Hakkari’nin Şemdinli ilçelerinde yapmış olduğu terör saldırılarındaki saikle aynıdır, şimdiki silahsız, ilk eylem ve bugüne kadar olan tüm eylemler silahlı.

Demokratik entegrasyon kavramı, ilk kez sembolik olarak Süleymaniye’de silahların bırakılması ve yakılması şovunda PKK adına PKK’nın önemli üst düzey teröristlerinden Bese Hozat tarafından dillendirilmiştir. Cümle aynen şu şekildedir: “Barış ve demokratik toplum sürecinin pratik başarısı için bir iyiniyet ve kararlılık adımı olarak ve bundan sonra özgürlük, demokrasi ve sosyalizm mücadelemizi demokratik siyaset ve hukuk yöntemiyle yürütmek amacıyla ve demokratik entegrasyon yasalarının çıkarılması temelinde, sizlerin huzurunda silahlarımızı özgür irademizle imha ediyoruz.” demiş, metin dışına çıkarak ise: “Kuşkusuz bu tarihi girişimin başarıya ulaşması için çok ciddi hukuksal reformlara ihtiyaç var, yasal ve Anayasal düzenlemelere … gerekliliktir bunlar.” demiştir. Yani dil barışın dili denmekle, karşıt kavramı savaşın barışa evrimini istemekte, savaşın ise iki ayrı devlet nezdinde olduğu ve bunun entegrasyon altında iki federatif yapının oluşturulmasına amaç teşkil edildiği her türlü tartışmadan bizce uzaktır. Bu politika emperyalist bir politika olup, PKK ve onun elebaşı terörist Abdullah Öcalan, emperyalizmin filinin ancak hortumunu oluşturmaktadır. Bu hortumun arkasındaki fili iyi görmek gerekmektedir. Ortadoğu’daki PKK terör örgütü ve alt organizasyonları olan PYD-YPG terör örgütlerinin Suriye’de Arap/Kürt bölünmüşlüğünü sağlayarak oluşturdukları Kürt Suriye Demokratik Güçleri (SDG)’nin 10 Mart 2025’te Arap/Kürt Devleti’ni öngören anlaşma imzaladıkları, ABD’nin 2026 yılı bütçesinden PKK-YPG’ye 130 milyon dolar bütçe ayırması, ABD Büyükelçisi Tom Barrack’ın “Türkiye için en iyi sistem Osmanlı Millet Sistemi’dir” cümleleri, keza istenmeyen adam ilan edilmesi gereken Tom Barrack’ın “1919’dan beri ulus devletler tarafından engellenmiş durumdayız” açıklaması ve son olarak de facto (fiilen yaşanan) ABD-İran hava savaşında ABD’nin kara gücü olarak PKK/KCK’nın İran kolu olan PJAK terör örgütünü ağır silahlarla teçhiz etmesi ve İran devletine karşı ABD’nin silahlı kara gücü olarak kullanması, işte bu entegrasyon kavramının nereye entegre edildiğinin ve kim tarafından nasıl entegre edildiğinin açık anlatımı ve kanıtıdır.

Son olarak 27 Şubat 2026 tarihinde Aponun açıklanan mektubun Türkçesini İmralı heyeti üyesi Pervin Buldan, Kürtçesini ise Veysi Aktaş’ın okuması, zaten çıkışın çift dilli ve çift dilin milliyet sonucuna bağlı yeniden organizasyonunu açıkladığı ve özü itibariyle Aponun en büyük zararı Türkiye Cumhuriyeti’ne vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkesten biri olan Kürt vatandaşlarımıza verdiği zarar; kan, acı ve yine Türkiye Cumhuriyeti’ne verdiği kan, barut, gözyaşı ve acı Apoya tek bir statü verir, o da hükümlü ve terörist statüsüdür. Diğer 2, 3 ve 4 numaralı başlıkları diğer yazılarımızda irdeleyeceğiz.06.03.2026

Cumhuriyet Halk Partisi

Bilecik Milletvekili Aday Adayı

Av. Faik AKARKARASU