Bazen eski bir fotoğraf, yılların susturamadığı bir hikâyeyi yeniden anlatır. Bilecik Kent Belleği’nde yer alan fotoğraflar ve bilgiler de böyle bir hikâyenin kapısını aralıyor. O fotoğrafların ardında, Osmanlı’nın son döneminden Cumhuriyet’in ilk yıllarına uzanan fırtınalı bir ömür ve Millî Mücadele’nin unutulmaz isimlerinden biri duruyor: Halil İbrahim Çolak…

Bir Eli Çolak, Mücadelesi Dimdik Halil İbrahim Çolak’ın Hikâyesi 19435

1881 yılında Bursa’da dünyaya gelen Halil İbrahim Çolak, henüz genç yaşlarında askerlik mesleğine adım attı. 1898 yılında girdiği Harp Okulu’nu 1901’de tamamladı. İlk görev yeri 5. Ordu oldu. 1904 yılında ise 3. Ordu’ya atandı.

Onun hayatında “Çolak” soyadından çok daha önce başlayan bir mücadele vardı. Meşrutiyet öncesinde İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne katılan Halil İbrahim Bey, cemiyet hakkında araştırma yapan Manastır Polis Müfettişi Hüseyin Sami Bey ile yaşanan bir çatışmada yaralandı. Sağ eli tedavi edilemeyince elini kullanamaz hale geldi. Bundan sonra “Çolak” adıyla anılacaktı.

Fakat bir elini kaybetmesi, onun hayatla ve memleketle olan mücadelesini durdurmadı.

Bir Eli Çolak, Mücadelesi Dimdik Halil İbrahim Çolak’ın Hikâyesi 19432

1912’de Balkan Savaşları sırasında çete çatışmalarında görev alan Halil İbrahim Bey, 1914 yılında binbaşı rütbesine yükseldi. Aynı yıl 177. Alay Geçici Köprülü Müfrezesi Komutanlığına atandı. Bulgaristan’da konuşlanan bu birlikle I. Dünya Savaşı yıllarında Makedonya’da görev yaptı.

1917’de kendi isteğiyle emekliye ayrıldı. Askerlikten ayrıldıktan sonra bir süre ticaretle uğraştı. Ancak memleketin kaderinin yeniden şekillendiği yıllarda onun için sakin bir hayat uzun sürmedi.

Mütareke döneminde kısa süreliğine tutuklanan Halil İbrahim Çolak, İstanbul’da Bekirağa Bölüğü’nde tutuklu bulunan Halil Kut ve Talat Muşkara’nın kaçırılmasını organize eden isimlerden biri oldu.

Ardından Millî Mücadele başladı.

İstanbul’dan Anadolu’ya geçen Çolak, bu kez işgal altındaki bir vatanın bağımsızlığı için mücadele veren kadronun içinde yer aldı. Türk Kurtuluş Savaşı’nın ilk dönemlerinde II. Kuva-yı Seyyare Komutanlığı görevini üstlendi.

Düzce ve Yozgat ayaklanmalarının yanı sıra Aynacıoğulları Ayaklanması’nın bastırılmasında görev aldı. Anadolu’nun farklı bölgelerinde yaşanan bu zorlu mücadelelerin ardından, Çerkez Ethem isyanı sonrasında komutanlığını yaptığı Kuva-yı Seyyare, 3. Süvari Tümeni’ne dönüştürüldü. Halil İbrahim Çolak da bu tümenin komutanlığına getirildi.

Artık önünde yalnızca bir askerlik görevi değil, bir milletin kaderini belirleyecek büyük bir savaş vardı.

Süvari Tümeni’nin başında II. İnönü Savaşları’na katılan Çolak, daha sonra Sakarya Meydan Muharebesi’nde ve Millî Mücadele’nin son büyük hamlesi olan Büyük Taarruz’da görev yaptı.

Cephelerde geçen yılların ardından 14 Aralık 1923’te miralay, yani albay rütbesindeyken emekliye ayrıldı. Türk Kurtuluş Savaşı’nda gösterdiği üstün hizmetler nedeniyle kırmızı şeritli İstiklâl Madalyası ile taltif edildi.

Fakat onun memleket hizmeti askerlikle bitmedi.

Bir Eli Çolak, Mücadelesi Dimdik Halil İbrahim Çolak’ın Hikâyesi 19434

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin II. döneminde Ertuğrul, daha sonraki III., IV. ve V. dönemlerde ise Bilecik milletvekili olarak görev yaptı. Böylece savaş meydanlarında başlayan mücadelesi, bu kez Meclis sıralarında devam etti.

Bilecik ve özellikle Bozüyük ile olan bağı da bu yıllarda daha da güçlendi. 1924 yılında kurucu ortaklarından olduğu Bozüyük Kereste Fabrikası’nın 1926 yılında tamamen sahibi oldu ve fabrikanın işletmeciliğini üstlendi.

Bir zamanlar savaş meydanlarında at koşturan, Anadolu’nun farklı bölgelerinde Millî Mücadele’nin ateşi içinde görev yapan Halil İbrahim Çolak, şimdi ülkenin yeniden ayağa kalktığı yıllarda üretimin ve ticaretin içinde yer alıyordu.

1944 yılında İstanbul’da hayatını kaybetti.

Zincirlikuyu Mezarlığı’na defnedilen Çolak’ın naaşı, yıllar sonra 1989’da Ankara’daki Devlet Mezarlığı’na nakledildi.

Onun hikâyesi, bir sonraki kuşağa da uzandı. 1919 yılında İstanbul’da doğan oğlu Ertuğrul Çolak, Demokrat Parti’den XI. dönem Bilecik milletvekili seçildi.

Halil İbrahim Çolak, yalnızca yaşadığı dönemin siyasi ve askerî olaylarının içinde bulunmakla kalmadı; Millî Mücadele yıllarındaki hatıralarını da kaleme aldı. “Millî Mücadele Esnasında Kuva-yı Seyyare Komutanlığıma Ait Hatıralarım” adlı eseri, o günlerin tanıklığını bugüne taşıyan önemli bir hatıra olarak tarihteki yerini aldı.

Bugün Bilecik Kent Belleği’nde yer alan fotoğraflara ve bilgilere bakıldığında, karşımıza yalnızca bir asker, milletvekili ya da iş insanının hayatı çıkmıyor.

Bir dönemin bütün izleri beliriyor.

Osmanlı’nın son yılları…

Balkan Savaşları…

I. Dünya Savaşı…

Mütareke günleri…

İstanbul’dan Anadolu’ya uzanan gizli ve tehlikeli yollar…

Kuva-yı Seyyare…

İnönü…

Sakarya…

Büyük Taarruz…

Ardından Cumhuriyet’in ilk yıllarında Meclis ve Bozüyük’te yükselen bir fabrika…

Bütün bunların arasında ise hayatının bir döneminde sağ elini kaybeden ama memleket mücadelesinden hiç vazgeçmeyen bir insanın hikâyesi duruyor.

Belki de Halil İbrahim Çolak’ın hikâyesini en iyi anlatan cümle, yılların ardından bugün kurulabilir:

Bir elini kaybetti, fakat mücadelesini hiç bırakmadı.

Bilecik Kent Belleği’nin geçmişten bugüne taşıdığı bu fotoğraflar ve bilgiler, işte böyle insanların hikâyelerini yeniden hatırlatıyor.

Çünkü şehirlerin hafızası yalnızca binalardan, sokaklardan ve eski eşyalardan oluşmuyor.

Bir şehrin gerçek hafızası, o topraklardan geçen insanların hikâyelerinde saklı kalıyor.

Halil İbrahim Çolak’ın hikâyesi de Bilecik’in yakın tarihine düşülmüş o unutulmaz izlerden biri olarak bugün yeniden gün yüzüne çıkıyor.

Yıllar geçiyor, insanlar değişiyor, fotoğrafların kenarları sararıyor…

Ama bazı hikâyeler, Kent Belleği’nin sayfalarında yaşamaya devam ediyor.

Bir Eli Çolak, Mücadelesi Dimdik Halil İbrahim Çolak’ın Hikâyesi 19433

Kaynak: HABER MERKEZİ