Türk tiyatrosunun, edebiyatının ve sanat dünyasının çok yönlü isimlerinden Bilgesu Erenus’un hayat hikâyesi, 13 Ağustos 1943’te Bilecik’in Gölpazarı ilçesinde başladı.

Babası memur olduğu için ailesi o yıllarda Gölpazarı’nda bulunuyordu.
O günlerde dünyaya gelen küçük Bilgesu, ilerleyen yıllarda Türkiye’nin tanınmış yazar, tiyatro ve sanat insanlarından biri olacaktı.
İstanbul Üniversitesi Gazetecilik Enstitüsü’nden mezun olan Erenus, çalışma hayatına TRT’de devam etti.
Yazarlığı ve tiyatroya olan ilgisi ise onu sanat dünyasının önemli isimleri arasına taşıdı.
Kaleme aldığı oyunlar Devlet Tiyatroları, Ankara Sanat Tiyatrosu ve Dostlar Tiyatrosu gibi Türkiye’nin önde gelen sahnelerinde izleyiciyle buluştu.
Ancak Bilgesu Erenus’un sanat yolculuğu yalnızca tiyatro ile sınırlı kalmadı.

Kitaplar yazdı, oyun ve senaryolar kaleme aldı, radyo programları hazırladı ve müzik alanında da çalışmalar yaptı.
Çıkardığı kasetlerle müzik dünyasında da iz bırakan Erenus, üretkenliği ve farklı sanat dallarındaki çalışmalarıyla çok yönlü bir sanatçı olarak tanındı.
Aynı zamanda şair Müştak Erenus’un eşi, müzisyen Ali Erenus’un annesiydi.
Hayatının ilerleyen yıllarında da üretmeye devam eden Bilgesu Erenus, 5 Ağustos 2026’da hayata veda etti.
Ardında tiyatro oyunları, kitaplar, şarkılar, radyo çalışmaları ve sanat dünyasına bıraktığı izler kaldı.
Fakat onun hikâyesinin ilk sayfası, yıllar önce Bilecik’in Gölpazarı ilçesinde açılmıştı.
Bugün Gölpazarı’nın eski sokaklarına ve geçmişine bakıldığında, 1943 yılında burada dünyaya gelen küçük bir kız çocuğunun ileride Türk sanat dünyasının önemli isimlerinden biri olacağını kim bilebilirdi?
Gölpazarı, işte böyle sessizce büyüyen bir sanat hikâyesinin ilk durağı olmuştu.
Bilgesu Erenus’un hikâyesinde Gölpazarı, onun hayatındaki ilk sayfa; Bilecik ise bu hikâyenin doğduğu şehir olarak hafızalarda kaldı.





