Bilecik’in eski sokaklarından Gülistan Sokak’a uzanan bir sanat hikâyesi… Renkli mermerlerin usta ellerde dile geldiği, taşın hafızaya, sanatın tarihe dönüştüğü yıllardan kalan Şerafettin Tan’ın eserleri, kentin kültürel belleğinde yaşamaya devam ediyor.

Taşlara Ruh Veren Usta Şerafettin Tan’ın Şeyh Edebali Portresi 20334

Bazı ustalar vardır; geride yalnızca eserlerini değil, dokundukları her şeye sinen bir hikâyeyi bırakırlar. Kimi ahşaba hayat verir, kimi toprağa şekil verir, kimi de soğuk taşların içinde saklı güzelliği ortaya çıkarır. Şerafettin Tan, taşları konuşturan ustalardan biriydi.

1923 yılında İnebolu’da dünyaya gelen Tan, sanat yolculuğunun ilk önemli adımlarından birini 1943’te Ankara Yapı Enstitüsü Taşçılık Bölümünden mezun olarak attı. Mesleğini yalnızca bir zanaat olarak görmeyen usta, yıllar içinde taşın dilini öğrenerek kendi sanat anlayışını geliştirdi.

1961-1976 yılları arasında Bilecik Teknik Lisesi Taş İşletmeciliği Bölümünde öğretmenlik yapan Tan, bir yandan gençlere mesleğinin inceliklerini aktarırken diğer yandan Bilecik’in sanat hayatında iz bıraktı. Gülistan Sokak’taki atölyesi, renkli mermerlerin ustalıkla işlendiği, her parçanın sabırla biçimlendiği özel bir sanat durağına dönüştü.

O atölyede taşlar, yalnızca kesilip biçilen malzemeler değildi. Her bir mermer parçası, ustasının elinde yeni bir anlam kazanıyor; renkler, çizgiler ve biçimler sessiz bir anlatının parçalarına dönüşüyordu. Taşın sertliği, sanatçının hayal gücüyle yumuşuyor; cansız görünen mermer, bir hikâyenin taşıyıcısı oluyordu.

Büyük sanatçı Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun “Konuşan Taşlar” adını verdiği bu çalışmalar, Şerafettin Tan’ın sanat dünyasında tanınmasına katkı sağladı. Böylece taş, yalnızca toprağın derinliklerinden çıkarılan bir malzeme olmaktan uzaklaşıp geçmişi, insanı ve kültürü anlatan bir sanat diline dönüştü.

Şeyh Edebali’nin yüzünde saklı bir tarih

Bugün Şerafettin Tan’ın Şeyh Edebali portresi, Bilecik’in geçmişiyle sanatını aynı hikâyede buluşturan anlamlı bir iz olarak yeniden hatırlanıyor. Osmanlı’nın manevi temelinde önemli bir yere sahip olan Şeyh Edebali’nin yüzü, yüzyılları aşan düşüncesi ve öğütleriyle birlikte kentin hafızasında yaşamayı sürdürüyor.

Şeyh Edebali’nin vefatının 700. yılının UNESCO Anma ve Kutlama Yıl Dönümleri Listesi’ne alınması da bu tarihî şahsiyetin mirasını farklı yönleriyle yeniden keşfetmek için özel bir fırsat sunuyor. Bu mirasın yalnızca tarih kitaplarında değil, sanat eserlerinde ve kent belleğinde de yaşatılması büyük önem taşıyor.

Bilecik Kent Belleği arşivinde yer alan bu fotoğraf ve hikâye, bir dönemin sanat anlayışını, bir ustanın emeğini ve şehrin kültürel zenginliğini bugüne taşıyor. Belki de yıllar önce Gülistan Sokak’taki atölyede işlenen bir mermerin sessizliğinde, hâlâ o günlerin çekiç sesleri saklıdır.

Çünkü bazı eserler zamana karşı yarışmaz; zamanı kendi içinde taşır. Bazı ustalar unutulsa bile ellerinin izi silinmez. Şerafettin Tan’ın taşlara işlediği sanat da Bilecik’in hafızasında yaşamaya devam eden o kıymetli izlerden biridir. Bilecik’in sokaklarında, eski fotoğraflarında ve arşivlerinde saklı her hatıra, aslında şehrin kendisine anlattığı bir masaldır. Şerafettin Tan’ın konuşan taşları da bu masalın en özel sayfalarından birini oluşturuyor.

Bilecik Kent Belleği arşivinden… Taşın sustuğu yerde sanat konuşur, zaman geçse de hatıralar yaşamaya devam eder.

Kaynak: HABER MERKEZİ