Eski bir fotokart, sararmış bir fotoğraf ve cevabı yıllardır aranan bir soru… Bilecik’in geçmişinden bugüne uzanan kayıp Atatürk heykelinin hikâyesi, kentin belleğinde saklı bir sırrı yeniden gündeme taşıyor.

Bazı fotoğraflar vardır; yalnızca geçmişi göstermez, ardında anlatılmayı bekleyen hikâyeler de bırakır. Bilecik’in 1930’lu yıllarına ait bir fotokartta karşımıza çıkan Atatürk heykeli de işte böyle bir hatıranın izini taşıyor.
O yıllarda bir parkta yükselen heykel, kentin gündelik yaşamına tanıklık ediyordu. Belki önünden geçen çocukların neşeli seslerini duyuyor, belki banklarda oturanların sohbetlerine eşlik ediyordu. Kim bilir, nice Bilecikli onun önünde durup hatıra fotoğrafı çektirdi; nice insan o günlerden geriye kalan bir karede onunla birlikte yer aldı.
Yıllar geçti, şehir değişti, sokaklar yenilendi. Ancak eski fotoğraflar, zamanın silemediği izleri saklamaya devam etti.
Heykelin yolculuğu Halkevi’nin bahçesine uzandı
Kent belleğinde yer alan bilgilere göre Atatürk heykeli, daha sonra günümüzde Atatürk Parkı’nın bulunduğu alanda yer alan Bilecik Halkevi’nin bahçesine taşındı. Böylece heykelin hikâyesi, kentin kültürel ve sosyal yaşamında önemli bir yere sahip olan bir başka mekânla kesişti.
Bir zamanlar parkta duran heykel, artık Halkevi’nin bahçesinde geçmişin sessiz tanığıydı. O günlerde Bilecik’in sokaklarında dolaşan insanlar, belki de yıllar sonra bu heykelin nerede olduğunu merak edeceklerini hiç düşünmemişti.
Üstelik Foto Ersoy tarafından hazırlanan fotokart serisinin bir numaralı kartında da bu heykel yer alıyordu. Bu ayrıntı, heykelin yalnızca bir anıt olmadığını, aynı zamanda dönemin Bilecik’ini belgeleyen görsel hafızanın da bir parçası olduğunu gösteriyor.
Bir heykel, binlerce hatıra ve cevapsız bir soru…
Peki, sonra ne oldu?
Bir zamanlar fotoğraflarda yer bulan, kentin farklı noktalarında yükselen bu Atatürk heykeli, yıllar içinde nereye gitti? Başka bir yere mi taşındı, bir müzede mi koruma altına alındı, yoksa zamanın değişen koşulları içinde izini mi kaybettirdi?
Şimdilik bu soruların kesin bir yanıtı yok. Ancak eski fotoğrafların anlattıkları ve kent belleğinde korunan bilgiler, bu hikâyenin yeniden araştırılması için önemli bir başlangıç sunuyor.
Belki bir aile albümünün arasında saklanan eski bir fotoğraf, belki yıllardır anlatılan bir aile hatırası, belki de geçmişte yaşanan bir taşınmanın ayrıntılarını bilen bir Bileciklinin anlatacakları bu gizemin çözülmesine yardımcı olacak.
Çünkü kentlerin tarihi yalnızca kitaplarda, resmî kayıtlarda ya da müzelerin duvarlarında yaşamaz. Bazen bir çekmecede unutulmuş fotoğrafta, bazen bir büyüğün hafızasında, bazen de yıllardır sorulmayan bir soruda saklı kalır.
Şimdi Bilecik’in geçmişine doğru küçük bir yolculuk yapma ve bu hikâyenin eksik kalan sayfasını birlikte tamamlama zamanı.
Sizin albümünüzde bu heykelin bir fotoğrafı var mı? Heykelin taşınmasına ya da bugün nerede olduğuna ilişkin bir bilginiz bulunuyor mu?
Bilecik’in tarihine ışık tutacak her fotoğraf, her belge ve her hatıra çok kıymetli. Belki de yıllardır cevabı aranan bu sorunun yanıtı, bir Bileciklinin hafızasında saklıdır.
Çünkü bir şehrin hafızası, hatırlayan insanlar olduğu sürece yaşamaya devam eder.





