Yeminli Mali Müşavir Münür Şahin, dünyada ve bölgede yaşanan savaşların ekonomik dengeler üzerindeki etkisini değerlendirerek Türkiye ekonomisinin geçmişten bugüne yaşadığı krizleri ve geleceğe ilişkin beklentileri ele aldı.

Münür Şahin Osmaneli, Demir Yollarının Kesişim Noktasında Geleceğe Yürüyor 17841

Şahin, İran-İsrail-ABD gerilimi, İsrail’in Orta Doğu’daki saldırıları ve Rusya-Ukrayna savaşı başta olmak üzere bölgesel çatışmaların dünya ekonomisinde yeni bir belirsizlik dönemini beraberinde getirdiğini belirtti. Türkiye’nin ekonomik olarak dünyanın ilk 10 ekonomisi arasına girme hedefini sürdürdüğünü ifade eden Şahin, savaşların özellikle enerji fiyatları üzerinden Türkiye ekonomisi açısından önemli riskler oluşturduğuna dikkati çekti.

Enerjide büyük ölçüde dışa bağımlı olan Türkiye’nin kendi kaynaklarını ekonomiye kazandırmak amacıyla önemli yatırımlar ve arama çalışmaları yürüttüğünü belirten Şahin, Karadeniz ve Güneydoğu Anadolu’daki çalışmaların sonuç vermeye başladığını, Akdeniz’deki petrol ve doğal gaz aramalarının ise bölgedeki deniz yetki alanlarına ilişkin anlaşmazlıklar nedeniyle ayrı bir önem taşıdığını kaydetti.

Şahin, Türkiye bütçe gelirlerinin büyük bölümünün vergi gelirlerinden oluştuğunu belirterek kayıt dışı ekonomiyle mücadele, küresel ekonomik daralma, finansmana erişimde yaşanan güçlükler ve yüksek faizlerin ekonomik faaliyetler üzerindeki baskıyı artırdığını ifade etti. Vergi gelirlerindeki gelişmelerin yanı sıra alternatif gelir kaynaklarının da önem kazandığını belirten Şahin, enerji maliyetlerindeki artışın enflasyonla mücadeleyi zorlaştırdığını söyledi.

Savunma harcamalarındaki artışın da bölgedeki güvenlik ortamıyla doğrudan bağlantılı olduğunu ifade eden Şahin, savaşların ve enerji maliyetlerindeki belirsizliğin ekonomik hedefler açısından ilave yük oluşturduğunu dile getirdi.

Türkiye ekonomisinin krizlerle dolu geçmişi

Ekonomik gelişmeleri değerlendirirken Türkiye’nin geçmişte yaşadığı krizlerin de dikkate alınması gerektiğini belirten Şahin, Cumhuriyet’in kuruluşundan bugüne yaşanan önemli ekonomik kırılmaları tarihsel süreç içerisinde değerlendirdi.

Şahin’in değerlendirmesine göre, 1946’daki devalüasyon II. Dünya Savaşı’nın oluşturduğu ekonomik yük, kıtlıklar ve bütçe açıklarının ardından yaşanan önemli ekonomik gelişmelerden biri oldu. 1958 yılında ise dış borç ödemelerinde yaşanan güçlükler ve artan enflasyon yeni bir istikrar programını gündeme getirdi.

1970’li yıllarda dünyada yaşanan petrol krizlerinin Türkiye ekonomisi üzerindeki etkisine dikkati çeken Şahin, artan petrol fiyatlarının dış ticaret açığını büyüttüğünü ve dönemin ithal ikameci ekonomik modelini zorladığını belirtti.

1980’de uygulamaya konulan 24 Ocak Kararları’nın ise Türkiye ekonomisinin dışa açılması ve serbest piyasa ağırlıklı bir ekonomik yapıya geçiş açısından önemli bir dönüm noktası olduğunu ifade etti.

1994 ekonomik krizinin ardından Türk lirasında ciddi değer kaybı yaşandığını belirten Şahin, 2001 krizinin ise bankacılık sistemi, kamu maliyesi ve siyasi belirsizliklerin bir araya gelmesiyle Türkiye ekonomisinin en ağır krizlerinden biri olarak tarihe geçtiğini söyledi.

2008’den bugüne yeni ekonomik sınavlar

Şahin, 2008 küresel finans krizinin Türkiye’yi özellikle dış ticaret ve büyüme kanalları üzerinden etkilediğini, büyümenin yavaşladığını ve işsizliğin arttığını belirtti.

2013 yılındaki Gezi Parkı olaylarının ardından ekonomide oluşan siyasi ve finansal belirsizliklerin de piyasalara yansıdığını savunan Şahin, kur, faiz ve enflasyon göstergelerinde yaşanan bozulmaların yatırımcı güvenini olumsuz etkilediğini ve sermaye çıkışlarının ekonomide baskı oluşturduğunu ifade etti.

15 Temmuz 2016’daki darbe girişiminin de Türkiye ekonomisi üzerinde ciddi etkiler oluşturduğunu belirten Şahin, siyasi istikrarı hedef alan girişimin başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından ekonomik istikrarın yeniden güçlendirilmesine yönelik adımlar atıldığını kaydetti.

2018 sonrasında ise küresel ekonomik gelişmelerin yanı sıra kur dalgalanmaları, yüksek enflasyon ve dış finansman baskısının Türkiye ekonomisinin temel gündemleri arasında yer aldığını belirten Şahin, terörle mücadele ve sınır güvenliği için yapılan harcamaların da ekonomiye ilave maliyet getirdiğini ifade etti.

Savaşların gölgesinde ekonomi

İran-İsrail-ABD savaşı ve Orta Doğu’daki gelişmelerin Türkiye ekonomisi açısından yeni bir belirsizlik alanı oluşturduğunu belirten Şahin, özellikle petrol fiyatlarındaki hareketliliğin enflasyon hedefleri üzerinde önemli baskı oluşturabileceğini söyledi.

Enerji fiyatlarının bundan sonraki seyrinin öngörülmesinin zorlaştığını ifade eden Şahin, savaşların uzaması halinde Türkiye’nin büyüme, enflasyon, dış ticaret ve enerji maliyetleri açısından yeni risklerle karşılaşabileceğini değerlendirdi.

Şahin ayrıca Doğu Akdeniz’de yaşanan gelişmelere ve Türkiye ile Yunanistan arasındaki deniz yetki alanları konusundaki anlaşmazlıklara dikkati çekerek, bölgedeki jeopolitik gerilimlerin ekonomik riskleri artırabileceğini savundu.

“Ekonomik hedeflere ulaşmak için istikrar şart”

Türkiye’nin önündeki en önemli hedeflerden birinin ekonomik istikrarı güçlendirmek ve uzun vadeli büyüme hedeflerini gerçekleştirmek olduğunu belirten Şahin, açıklanan Orta Vadeli Program’ın bu açıdan önemli bir yol haritası sunduğunu ifade etti.

Şahin, dünyada ve bölgede savaş risklerinin azalmasının Türkiye’nin ekonomik hedeflerine ulaşmasını kolaylaştıracağını belirterek, mevcut ekonomik koşulların tarımdan sanayiye, çalışanlardan emeklilere, esnaftan geniş toplum kesimlerine kadar herkesi etkilediğini söyledi.

Ekonomik zorlukların aşılması için birlik ve beraberliğin önemine vurgu yapan Şahin, Türkiye’nin önümüzdeki dönemde ekonomik hedeflerine ulaşacağına ilişkin temennisini dile getirdi.

Kaynak: HABER MERKEZİ