Onuncu Yıl Marşı’nın şairlerinden Behçet Kemal Çağlar, 1933 yılında askerlik görevine gitmeden önce Bilecik’te görev yapan babası Şaban Hami Bey’i ziyaret etti. Kent Belleği arşivindeki bir mektup, baba ile oğlun yıllar öncesine uzanan bu buluşmasını gün yüzüne çıkarırken, Şaban Hami Bey’in Bilecik’teki mezarının tespit edilmesi kentin edebiyat tarihine yeni bir iz bıraktı.

Bazen bir mektup, sararmış bir kâğıdın üzerine yazılmış birkaç satırdan çok daha fazlasını anlatır. Yıllar öncesinde kalmış bir vedayı, insanın içinde sakladığı sevgiyi ve bir daha yaşanamayacak anların sessiz hüznünü bugüne taşır. Bilecik Kent Belleği arşivinde bulunan 11 Ocak 1933 tarihli bir mektup da işte böyle bir hikâyenin kapısını aralıyor.
Bu hikâyenin kahramanları, Türk edebiyatının tanınmış isimlerinden Behçet Kemal Çağlar ile babası, Bilecik Asma Fidanlığı Müdürü Şaban Hami Bey…
Faruk Nafiz Çamlıbel ile birlikte Onuncu Yıl Marşı’nı kaleme alan, “Atatürk şairi” olarak tanınan Behçet Kemal Çağlar’ın yolu, bundan yaklaşık bir asır önce babasının görev yaptığı Bilecik’e uzandı. Ancak bu ziyaretin yıllar sonra böylesine dokunaklı bir hatıraya dönüşeceğini o gün kim bilebilirdi?
ASKERLİĞE GİTMEDEN ÖNCE BİLECİK’TE GEÇEN 24 SAAT
Behçet Kemal Çağlar, askerlik görevine başlamak üzere 13 Ocak 1933’te Ankara’dan ayrılmaya hazırlanıyordu. Yol güzergâhında bulunan Bilecik’te görev yapan babasını görmeden yola devam etmek istemedi. Büyük olasılıkla trenle geldiği şehirde, babasının yanında 24 saat geçirdi.
O günlerde Şaban Hami Bey, T.C. Ziraat Vekâleti Bilecik Asma Fidanlığı Müdürlüğü görevini yürütüyordu. Baba evinde geçirilen o kısa zaman, belki de ikisinin birlikte yaşayacağı son buluşmaydı.
Behçet Kemal, bu ziyaret sırasında kaleme aldığı 11 Ocak 1933 tarihli mektubunda, Ankara’da kendisine yol gösteren ve saygı duyduğu bir büyüğüne sesleniyordu. Mektubun satırları arasında askerlik yolculuğunun heyecanı, geleceğe ilişkin kararlılığı ve baba evinde yeniden hissettiği sevgi iç içe geçiyordu.
Şöyle yazıyordu:
“Şimdi, Bilecik’te memur olan babamın evinde geçirdiğim yirmi dört saat içinde; coşkunluğu, tedbirliliği ve vakarı ile sizin sevginizi çok hatırlatan baba sevgisinin yanında sizi tekrar hatırladım…”
Bu cümleler, mektubun en dokunaklı bölümlerinden biriydi. Behçet Kemal, babasının yanında geçirdiği zamanı anlatırken baba sevgisini, kendisine yol gösteren başka bir büyüğüne duyduğu saygıyla birlikte anıyordu. Bir yanda askerlik görevinin eşiğinde genç bir adam, diğer yanda yıllarını çalışarak geçirmiş bir baba vardı. Ve aralarında, belki de sıradan görünen ama sonradan paha biçilemez hâle gelen 24 saatlik bir buluşma…

SON GÖRÜŞME OLDUĞUNU NEREDEN BİLEBİLİRDİ?
Hayatın en derin acılarından biri, sıradan bir günün son kez yaşandığını ancak yıllar sonra anlayabilmektir. İnsan bazen bir kapıdan çıkarken yeniden döneceğini, bir vedanın ardından yeniden kavuşacağını düşünür. Oysa zaman, kimseye geleceğin garantisini vermez.
Behçet Kemal Çağlar da babasıyla Bilecik’te geçirdiği o 24 saatin, hayatlarında ne kadar özel bir yere sahip olacağını o gün bilemezdi.
Şaban Hami Bey, 4 Aralık 1933’te kalp rahatsızlığı sonucu Bilecik’te hayatını kaybetti. Oğlunun askerlik yolculuğundan birkaç ay sonra yaşanan bu kayıp, 1933 yılının ocak ayında gerçekleşen buluşmayı yıllar sonra daha da anlamlı kıldı.
Şaban Hami Bey, Bilecik Kent Mezarlığı’na defnedildi. Böylece bir şehrin toprağı, yalnızca bir kamu görevlisini değil, Türk edebiyatının önemli isimlerinden birinin babasını da bağrına aldı.
KENT BELLEĞİ’NDEN EDEBİYAT TARİHİNE ARMAĞAN
Bilecik Kent Belleği araştırma ekibi, geçmişin izlerini takip ederek Şaban Hami Bey’in mezarını tespit etti. Kent Konseyi Başkanı Hakkı Aynur, belleğin akademik danışmanı Dr. Ali Okumuş ile yayın kurulu üyeleri Oğuz Cabar ve Ayşin Yardımcı’nın saha araştırmaları sonucunda gerçekleştirilen bu çalışma, yıllardır saklı kalan bir hatırayı yeniden görünür kıldı.
Arşivde korunan mektup ve mezarın tespiti, Bilecik’in yalnızca tarihî olaylarıyla değil, edebiyat dünyasının önemli isimleriyle kurduğu bağlarla da ne kadar zengin bir geçmişe sahip olduğunu gösterdi.
Bir mektubun satırları, bir mezarın başındaki sessizlik ve yıllar öncesinden bugüne ulaşan bir aile hikâyesi… Hepsi, kentin hafızasında birbirini tamamlayan parçalar hâline geldi.
Bilecik Asma Fidanlığı Müdürlüğü görevini yürüten Şaban Hami Bey’in adı, artık yalnızca resmî kayıtlarda kalan bir isim değil. O, aynı zamanda Behçet Kemal Çağlar’ın baba sevgisini satırlara döktüğü, askerlik öncesinde yanında huzur bulduğu ve hayatının ilerleyen dönemlerinde hatırlayacağı o son buluşmanın da kahramanı.
Bilecik Kent Belleği’nin ortaya çıkardığı bu izler, geçmişi anlamanın bazen büyük tarih kitaplarından değil, bir mektuptaki birkaç cümleden başladığını hatırlatıyor.
Çünkü kimi zaman bir şehrin hafızası, bir tren yolculuğunda verilen kısa bir molada, baba evinde geçirilen 24 saatte ve yıllar sonra yeniden okunan bir mektupta saklıdır.
Bilecik’in toprağında son yolculuğuna uğurlanan Şaban Hami Bey ile onun kapısını çalan oğlu Behçet Kemal Çağlar’ın hikâyesi, aradan geçen yıllara rağmen aynı duyguyla hatırlanıyor: Bazı vedaların kıymeti, zaman geçtikçe daha iyi anlaşılıyor.





