Bilecik'in geçmişine doğru bir yolculuğa çıkıldığında karşımıza yalnızca taş ocakları, seramik üretimi ve tarihî yapılar çıkmıyor. Bir zamanlar bu toprakların bereketli dut ağaçlarında başlayan, küçücük bir kozadan değerli ipek kumaşlara dönüşen bambaşka bir hikâye de kendini gösteriyor.

Bi̇r Kozadan Kalan Koskoca Şehi̇r Hatirasi 21024

Öyle ki Bilecik, geçmişte ipek böcekçiliği denildiğinde Osmanlı coğrafyasının önde gelen merkezleri arasında yer alıyordu. Dut ağaçlarının yapraklarıyla beslenen ipek böcekleri, bölgenin ekonomisine can veriyor; kozalardan elde edilen ipek, tezgâhlarda işlenerek uzak diyarlara gönderiliyordu.

Bu tarihî yolculuğun izleri, Bilecik Kent Belleği'nde yer alan yazı ve fotoğraf arşivlerinde de gün yüzüne çıkıyor. Her belge, her eski fotoğraf, Bilecik'in bir dönem nasıl önemli bir ipek şehri olduğunu yeniden hatırlatıyor.

DUT AĞAÇLARINDAN DÜNYAYA AÇILAN YOLCULUK

İpek böcekçiliğinin Bilecik ve çevresinde gelişmesinin en önemli nedenlerinden biri, bölgedeki geniş dutluk alanlardı. Çünkü ipek böceğinin yaşamındaki en değerli besin dut yaprağıydı. Dut ağaçlarının bol olduğu bu topraklarda koza yetiştiriciliği de zamanla önemli bir geçim kaynağına dönüştü.

Tarihin 15. ve 16. yüzyıllarına ait belgelerde Bursa, Bilecik, Eskişehir, Alaşehir, Alanya, Diyarbakır ve Tokat çevrelerinde ipek böcekçiliği ve ipek işlemeciliğinin yapıldığına ilişkin bilgilere rastlanıyor.

Bilecik ise bu üretim geleneğini yalnızca sürdürmekle kalmadı, zaman içerisinde önemli bir sanayi merkezi hâline geldi.

Bi̇r Kozadan Kalan Koskoca Şehi̇r Hatirasi 21023

65 ATÖLYEDE İPEK EMEĞİ VARDI

yüzyılın ikinci yarısında Bilecik'te sanayinin temelini, tarımsal ürünlerin işlenmesi ve ticareti oluşturuyordu. Bu üretim düzeninin en önemli halkalarından biri de ipek böceği kozalarıydı.

Kozalar, harir adı verilen ipek fabrikalarında işleniyor, elde edilen değerli iplikler dokuma sektöründe kullanılıyordu. Üretilen ipekler yalnızca yurt içinde tüketilmiyor, başta Avrupa ülkeleri olmak üzere farklı pazarlara da ihraç ediliyordu.

Dönemin üretim hayatında 65 atölye önemli bir yer tutuyordu. İpek ve bölgede yetiştirilen pamuktan elde edilen iplikler tüccarlar aracılığıyla İstanbul'a, Bursa'ya ve başka şehirlere taşınıyordu.

İpek yalnızca fabrikalarda üretilen bir ticaret ürünü değildi. Aynı zamanda mendillere, çarşaflara ve başörtülerine işlenerek günlük yaşamın da bir parçası oluyordu.

Bi̇r Kozadan Kalan Koskoca Şehi̇r Hatirasi 21022

BİLECİK’TE FABRİKALARIN YÜKSELDİĞİ YILLAR

yüzyılın sonlarına doğru Ertuğrul Sancağı kurulduğunda, Bilecik merkez kazasında 26 ipek fabrikası bulunuyordu. Bu fabrikaların 16'sı Bilecik kasabasında, 5'i Küplü'de, 3'ü Lefke'de (Osmaneli), 2'si ise Söğüt'te faaliyet gösteriyordu.

1906 yılına gelindiğinde ipek üretiminin bölgedeki yaygınlığı daha da dikkat çekici bir tablo ortaya koyuyordu.

Bilecik merkezinde 11, Aşağıköy'de 3, Pelitözü'nde 2, Vezirhan'da 1, Küplü nahiyesinde 10, Lefke nahiyesinde 3, Söğüt'te 4 ve İnegöl'e bağlı Cerrah köyünde 6 ipek fabrikası bulunuyordu.

Bu rakamlar, ipekçiliğin yalnızca şehir merkezinde değil, Bilecik'in köylerinde ve çevre yerleşimlerinde de ne kadar güçlü bir üretim ağı oluşturduğunu gösteriyordu.

OSMANLI’NIN KOZA ÜRETİMİNDE İKİNCİ SIRASI BİLECİK’İN

yüzyılın başlarında Osmanlı Devleti'nin 44 vilayetinde ipek böcekçiliği yapılıyordu. Ülke genelinde yıllık koza üretimi yaklaşık 15 bin 478 tona ulaşmıştı.

Bilecik, 3 bin 436 tonluk koza üretimiyle 5 bin 52 ton üretim gerçekleştiren Bursa'nın ardından ikinci sırada yer alıyordu.

Daha da çarpıcı olanı, Bilecik'in tek başına gerçekleştirdiği üretimin Osmanlı genelindeki toplam koza üretiminin yaklaşık yüzde 22'sini oluşturmasıydı.

Bir başka ifadeyle Osmanlı coğrafyasında üretilen her 100 kilogramlık kozanın yaklaşık 22 kilogramı Bilecik ve çevresinden geliyordu.

Bu rakamlar, Bilecik'in geçmişte yalnızca bir tarım şehri değil, aynı zamanda uluslararası ticarete uzanan önemli bir üretim merkezi olduğunu ortaya koyuyordu.

SAVAŞLAR İPEK HİKÂYESİNİ YARIM BIRAKTI

Ancak dut ağaçlarının gölgesinde büyüyen bu bereketli üretim hikâyesi, savaşların getirdiği ağır koşullardan büyük yara aldı.

Balkan Savaşları ve Birinci Dünya Savaşı'nın etkisiyle Osmanlı coğrafyasında ekonomik hayat sekteye uğrarken koza üretimi de hızla geriledi.

1913 yılında Anadolu genelinde 8 bin 387 tona düşen koza üretiminin 1.209 tonu Bilecik'te gerçekleştirildi.

1914 yılında Birinci Dünya Savaşı'nın başlamasıyla Anadolu genelindeki üretim 4 bin 578 tona kadar gerilerken Bilecik'teki koza üretimi çok daha ağır bir düşüş yaşadı. Bir yıl önce 1.209 ton olan üretim, 419 tona kadar indi.

Savaşın getirdiği olumsuz koşullar, Bilecik ve çevresindeki ipek fabrikalarını da etkiledi. Bir dönem bacaları tüten, tezgâhları çalışan fabrikalar faaliyetlerini sürdüremez duruma geldi.

Bugün Bilecik'in sokaklarında dolaşırken, bir zamanlar bu şehrin ekonomisine yön veren ipek fabrikalarının seslerini duymak mümkün değil. Ancak tarihî belgeler, eski fotoğraflar ve arşiv kayıtları, bu büyük üretim geleneğini hâlâ yaşatıyor.

Belki de bir zamanlar Bilecik'in köylerinde dut ağaçlarının altında koza toplayan insanların emeği, bugün şehrin hafızasında saklı en kıymetli miraslardan biri olarak duruyor.

Bir yaprakla başlayan, bir kozayla büyüyen ve ipek ipliklerle dünyaya uzanan bu hikâye, Bilecik'in yalnızca taşının ve toprağının değil, geçmişteki üretim kültürünün de ne kadar değerli olduğunu gösteriyor.

Çünkü Bilecik'in bir zamanlar yalnızca toprağı bereketli değildi; yaprağından ipek, emeğinden tarih doğuyordu.

Muhabir: Harun Reşit Kaymaz