Bazen Bilecik’in geçmişi, yıllardır arşivlerde sessizce duran küçük bir broşürün sayfaları arasında karşımıza çıkıyor.
1970’li yıllarda Bilecik Belediyesi tarafından hazırlanan bir tanıtım broşürü de şehrin geçmişine açılan böyle değerli bir pencere.
Broşürde Bilecik’in tarihi, coğrafyası, kültürü ve sosyal hayatının yanı sıra şehrin önemli günleri, abide ve eski eserleri hakkında bilgiler yer alıyor.
Kurtuluş Bayramı’ndan Hayvan ve Emtia Panayırı’na, Beşiktaş’tan Vezirhan’a, Bilecik Kalesi’nden Şeyh Edebali Türbesi’ne kadar şehrin pek çok değeri tanıtılıyor.
Osmangazi Camii, Orhangazi Camii ve İmaret gibi tarihî yapılara da broşürde geniş yer veriliyor.
Bilecik’in mahallî deyimleri, atasözleri, türküleri ve kültürel özellikleri de unutulmamış.
Şehrin elektriğinden suyuna, kanalizasyonundan imar planına, yerel gazetelerinden otel ve lokantalarına kadar günlük hayata ilişkin pek çok ayrıntı da “Kısa Bilgiler” bölümünde kayıt altına alınmış.
Bilecikspor, Ertuğrul Gençlik ve Küplü Gençlik Kulübü gibi dönemin spor kulüpleri de broşürde kendisine yer bulmuş.
Harita ve fotoğraflarla desteklenen bu küçük yayın, aslında 1970’lerin Bilecik’ini tek bir kitapçığın sayfalarına sığdırmış.
Fakat broşürü bugün daha da özel hâle getiren iki ayrıntı bulunuyor.
Bunlardan ilki, broşürün Yetiştirme Yurdu Matbaası’nda basılmış olması.
İkincisi ise Bilecik’in hafızasında özel bir yere sahip Kulaklıtaş’ın kırılmış hâlinin fotoğrafının broşürde yer alması.
Kulaklıtaş’ın bir dönem sağlam şekilde ayakta olduğu, daha sonraki yıllarda kırılarak parçalarının şehrin farklı noktalarında bulunduğu ve zaman içerisinde ortadan kaybolduğu biliniyor.
Bugün Kulaklıtaş’ın sağlam hâlini gösteren birkaç eski fotoğraf bulunurken, kırılmış hâlini gösteren bu görüntü ayrı bir önem taşıyor.
Çünkü bu fotoğraf, Bilecik’in bugün artık göremediğimiz bir değerinin hangi süreçten geçerek kaybolduğuna dair sessiz bir belge niteliğinde.
Belki de onlarca yıl önce bir broşürün sayfasına konulan o fotoğraf, bugün çok daha kıymetli.
Çünkü bazen geçmişi anlatan en önemli belge, büyük tarih kitapları değil; kimsenin üzerinde fazla durmadığı küçük bir fotoğraf oluyor.
1970’lerin Bilecik broşürü de bize yalnızca şehrin o günlerde nasıl tanıtıldığını göstermiyor.
Kulaklıtaş’ın kırılmış hâlini de yıllar sonra yeniden gözlerimizin önüne getirerek, kaybolan Bilecik’in hafızasından bir parçayı günümüze taşıyor.
Broşürün ve özellikle Kulaklıtaş’ın kırılmış fotoğrafının görüntüsünü gönderirsen, fotoğraftaki ayrıntıları da inceleyerek çok daha güçlü, “bu fotoğraf ilk kez ortaya çıkıyor” hissi veren bir Kent Belleği haberi hazırlayabilirim.






