Bilecik’in kent tarihi bazen büyük olaylarda değil, hayatını sessizce şehrine adamış insanların hikâyelerinde saklıdır. Kimi bir hastanede, kimi bir okulda, kimi küçük bir dükkânda yıllarca emek verir. İşte Üzeyir Gülen de Bilecik’in yakın tarihine emeğiyle iz bırakan isimlerden biri olarak hafızalarda yer alıyor.

Bilecik Devlet Hastanesi’nin İlk Terzisi Üzeyir Gülen 18995

1944 yılında Bilecik’te dünyaya gelen Gülen, Pelitözü köyünde yaşayan orta halli bir ailenin üç oğlundan biriydi. Çocukluk yılları ise hayatın zorluklarıyla erken yaşta tanıştığı bir dönem oldu. Henüz küçük yaşta kardeşini, 7 yaşındayken de annesini kaybetti.

İlkokul yıllarının ardından köyde kendisi için bir gelecek olmadığını düşünerek Bilecik merkeze geldi. Amacı, bir meslek öğrenmek ve kendi ayakları üzerinde durabilmekti. Dönemin tanınan isimlerinin aracılığıyla Terzi Hamdi Taşçı’nın yanında çırak olarak çalışmaya başlayan Gülen, burada erkek biçki ve dikişini öğrendi.

El becerisi ve çalışkanlığı sayesinde kısa sürede kalfalığa yükseldi. Ancak onun hikâyesini farklılaştıran asıl nokta, yalnızca erkek terziliğiyle yetinmemesiydi. Kendi çabasıyla kadın biçki ve dikişini de öğrenmeye karar verdi. Eski kadın gömlek, etek ve ceketlerini sökerek biçki tekniklerini inceledi, ardından aynı kıyafetleri yeniden dikerek kendisini geliştirdi.

Bilecik Devlet Hastanesi’nin İlk Terzisi Üzeyir Gülen 18992

Kısa süre içerisinde hem erkek hem kadın kıyafeti dikebilen bir terzi haline geldi. Bu özelliğinin Bilecik’te kendisine önemli bir avantaj sağladığını anlatan Gülen, azmi ve el becerisi sayesinde çok kısa sürede ustalaştığını ifade ediyordu.

Onun hayatındaki en önemli dönüm noktalarından biri ise 1968 yılında yaşandı. Bilecik Devlet Hastanesi’nde terzi kadrosu açıldığında başvurusunu yapan Gülen, deneme ve mülakatları başarıyla geçerek göreve başladı. Böylece Bilecik Devlet Hastanesi’nin ilk terzisi oldu. O yıllarda hastanenin birçok tekstil ihtiyacı artık dışarıdan hazır olarak karşılanmak yerine, hastanenin kendi terzisi tarafından hazırlanıyordu.

Doktor, hemşire ve hasta bakıcıların formaları, personel önlükleri, ameliyathane tekstilleri, hastaların çarşafları ve hastane yönetiminin çeşitli giyim ihtiyaçları Üzeyir Gülen’in elinden çıkıyordu. Bir başka ifadeyle, hastanenin görünmeyen işlerinden birinin yükünü yıllarca onun elleri taşıdı.

1969 yılında Hatice Gülen ile evlenen Üzeyir Gülen’in bu evlilikten iki oğlu oldu. 1980’li yılların başında yaşadığı sağlık sorunları nedeniyle ayaklarında güç kaybı ve yürüme zorluğu başlayan Gülen, çok sevdiği görevinden 1984 yılında sağlık nedenleriyle emekliye ayrıldı.

Bilecik Devlet Hastanesi’nin İlk Terzisi Üzeyir Gülen 18996

Ancak terzilik onun için yalnızca bir meslek değil, hayatının vazgeçilmez bir parçasıydı. Birkaç yıllık tedavi ve dinlenme döneminin ardından Bilecik halkından ve özellikle sağlık çalışanlarından gelen yoğun talepler üzerine yeniden terziliğe döndü. Bu kez evinin bir odasını küçük bir terzihaneye çevirdi.

Baston kullanmak zorunda olmasına rağmen mesleğinden vazgeçmedi. Yıllar içerisinde kendine özgü teknikler geliştiren Gülen, bazı müşterilerine tamamen provasız ceket dikecek kadar ustalaştı. Özellikle büyük beden kıyafetlerde geliştirdiği yöntemlerle dikkat çekti.

Pantolonlarda kullandığı baklava biçimindeki kama ve göbek altındaki kemer bölümünde yaptığı özel uygulamalar, hazır giyimde rahat edemeyen müşteriler tarafından tercih edilmesini sağladı. Hatta geliştirdiği bu teknikler, dönemin önemli hazır giyim markalarından Sarar’ın da ilgisini çekti.

Sarar yetkililerinin, Üzeyir Gülen’in uygulamalarını görmek amacıyla kendisini ziyaret ettiği ve bazı tekniklerinin seri üretimde kullanılabilecek yöntemler olduğunu değerlendirdiği anlatılıyor. Üzeyir Gülen, 2001 yılında yeniden başlayan sağlık sorunları nedeniyle mesleğini tamamen bırakmak zorunda kaldı.

Tedavi gördüğü hastanede 18 Haziran 2002 tarihinde hayatını kaybetti. Bilecik Devlet Hastanesi’nin ilk terzisi olarak başlayan hikâyesi, yıllarca Bilecik halkına hizmet eden bir ustanın hayat öyküsü olarak geride kaldı. Bugün Pelitözü köyü mezarlığında bulunan mezarı, Bilecik’in sessiz emekçilerinden birinin hatırasını yaşatıyor. Onun hikâyesi bize bir kez daha gösteriyor ki kentlerin tarihi yalnızca taş binalarda, eski fotoğraflarda ve resmi kayıtlarda yazılı değildir.

Bazen bir hastane önlüğünde, bir çarşafın dikişinde, yıllarca kullanılan bir formanın kumaşında ve bir ustanın ellerinde saklıdır. Üzeyir Gülen’in hikâyesi de Bilecik’in görünmeyen emek tarihinden geriye kalan kıymetli hatıralardan biri olarak yaşamaya devam ediyor.

Bilecik Devlet Hastanesi’nin İlk Terzisi Üzeyir Gülen 18994

Muhabir: HARUN REŞİT KAYMAZ