6 Şubat 2023’te Kahramanmaraş merkezli depremler, Türkiye’de büyük yıkım ve can kaybına yol açtı. Ancak kriz sadece fiziksel tahribatla sınırlı kalmadı; sosyal medya ve dijital platformlarda hızla yayılan dezenformasyon toplumsal dayanıklılığı tehdit etti.
Doğru bilgiye erişim, arama-kurtarma ve yardım faaliyetlerinin etkinliği için hayati önemdeyken, yanlış içerikler hem bireylerin algılarını hem de sahadaki müdahaleleri olumsuz etkiledi. Araştırmalar, yanlış bilgilerin doğru bilgiye kıyasla çok daha hızlı yayıldığını ortaya koyuyor.
Dezenformasyonun Dinamiği
Afet dönemlerinde yayılan yalan haberler, genellikle organize bir şekilde üretildi ve halk arasında hızla dolaşıma sokuldu. Söz konusu içeriklerin temel amacı; korku ve endişeyi artırmak, doğru bilgiye erişimi engellemek ve kamuoyunda güvensizlik yaratmaktı.
İletişim Başkanlığı Dezenformasyonla Mücadele Merkezi (DMM), afet sürecinde yayılan yüzlerce yalan haberi tespit ederek, yaklaşık 200 dezenformasyon iddiasını somut verilerle çürüttü.
Duygular Üzerinden Manipülasyon
Yalan haberlerin önemli bir kısmı, çocuklar, kadınlar ve engelliler üzerinden duygusal manipülasyon yapmayı hedefledi. Bu tür içerikler, toplumsal öfke ve panik duygularını körükleyerek, afet sürecinde ihtiyaç duyulan birlik ve dayanışma ruhunu zayıflattı.
Kurumsal ve Bireysel Sorumluluk
Dijital mecralarda dezenformasyonla mücadele, afet yönetiminin ayrılmaz bir parçası haline geldi. Kurumsal müdahaleler kadar, her bireyin paylaştığı bilginin doğruluğundan sorumlu olması da kritik önem taşıyor. Kaynağı belirsiz içeriklere temkinli yaklaşmak, resmi açıklamaları esas almak ve yanlış bilgilerin yayılmasına katkı sunmamak gerekiyor.
6 Şubat depremleri süreci, bilgi güvenliğinin toplumsal dayanıklılığın temel unsuru olduğunu bir kez daha ortaya koydu. Gelecekteki afet ve krizlerde dezenformasyonla mücadele, kriz yönetiminin merkezinde yer alacak.













