Pazaryeri’nin Kınık köyünde çamura şekil vererek başladığı yolculuk, Almanya’dan Vietnam’a uzandı. Babasından öğrendiği çömlekçilik sanatını dünyaya taşıyan, binlerce kişiye bu mesleği öğreten ve UNESCO tarafından “Yaşayan İnsan Hazinesi” unvanına layık görülen Salim Yaşar, Bilecik’in kültürel mirasında unutulmayacak bir iz bıraktı.

Bazı ustalar vardır; elleriyle yalnızca bir eşya üretmez, yaşadıkları toprağın hafızasını da geleceğe taşır. Parmaklarının arasında şekillenen çamur, zamanla bir kültürün, bir geleneğin ve kuşaktan kuşağa aktarılan emeğin simgesine dönüşür. Salim Yaşar, ömrünü adadığı çömlekçilik sanatıyla tam da böyle bir hikâyenin kahramanı oldu.
Bilecik Kent Belleği’nin fotoğraf ve yazı arşivinde yaşatılan değerli isimlerden Salim Yaşar, 1942 yılında Pazaryeri ilçesinin Kınık köyünde dünyaya geldi. Babası Kadir Yaşar çömlek ustası, annesi Zehra Yaşar ise ev hanımıydı. İlkokulu köyünde tamamladıktan sonra maddi imkânsızlıklar nedeniyle eğitimine devam edemedi. Ancak hayat, ona başka bir okulun kapısını açtı: Babasının çömlek atölyesi…
KINIK’TA BAŞLAYAN, KUŞAKLARDAN SÜZÜLEN BİR SANAT
Kınık köyünün çömlekçilik geçmişi, 93 Harbi sonrasında Osmanlı Devleti’nin Silistre Vilayeti’ndeki Bezirgân köyünden bölgeye göç eden Şakir Usta’ya kadar uzanıyordu. Köyde kurduğu atölyede bildiklerini çevresindekilere öğreten Şakir Usta, çömlekçiliğin burada kök salmasına öncülük etti. Zamanla bu zanaat, babadan oğula aktarılan köklü bir meslek hâline geldi.
Salim Yaşar da henüz 13 yaşındayken babasının yanında çıraklığa başladı. Çamurun kıvamını, toprağın dilini, çarkın dönüşünü ve ateşin sabrını öğrendi. Her şekillendirdiği parça, biraz daha ustalaşmasının; her pişirilen çömlek, geçmişten gelen bir geleneğin devamının işaretiydi.
1961 yılında askerlik görevini tamamlayıp köyüne dönen Yaşar, babasının 1946 yılında kurduğu atölyede çalışmayı sürdürdü. Aynı yıl Hilmiye Hanım ile evlendi. Üç çocuk sahibi olan Yaşar, ailesinin geçimini sağlarken bir yandan da Kınık’ın köklü çömlekçilik geleneğini yaşatmaya devam etti.

ALMANYA’DAN VİETNAM’A UZANAN USTALIK YOLCULUĞU
Salim Yaşar’ın hikâyesi, yıllar içinde köyünün sınırlarını aşarak uluslararası bir yolculuğa dönüştü. 1969 yılında Almanya’ya giden Yaşar, Berlin’deki Staatliche Porzellan-Manufaktur’da porselen pişiricisi olarak çalıştı. Burada edindiği bilgi ve deneyimler, geleneksel çömlekçiliğe farklı bir gözle bakmasını sağladı.
1984 yılında Türkiye’ye döndüğünde, öğrendiklerini Kınık’taki ustalığıyla birleştirdi. Bir süre çömlekçiliğe ara vererek minibüs şoförlüğü yaptı. Ancak bu girişimin ardından yeniden atölyesine döndü. Çünkü onun için çömlekçilik yalnızca geçim kaynağı değil, yıllar içinde kimliğinin bir parçasına dönüşen bir tutkuydu.
1992 yılında bir Alman iş insanının teklifi üzerine Vietnam’a gitti. Burada beş yıl boyunca yaklaşık 5 bin kursiyere çömlekçilik eğitimi verdi. Bir zamanlar babasının yanında çırak olarak başlayan yolculuğu, artık dünyanın başka bir köşesinde yeni ustalar yetiştirmeye uzanmıştı.
1997 yılında Kınık’a dönen Yaşar, Vietnam’da öğrendiği farklı motifleri ve ürün tasarımlarını atölyesinde uygulamaya başladı. Geleneksel bilgiyi yeni tekniklerle buluşturarak çömlekçiliğin kullanım alanını genişletti.
TOPRAĞI YETMİŞE YAKIN FARKLI ÜRÜNE DÖNÜŞTÜRDÜ
Salim Yaşar’ın ustalığı, yalnızca geleneksel testi ve sürahi üretimiyle sınırlı kalmadı. Bal küpünden vazoya, mumluktan çaydanlığa, kumbaradan kahve fincanına ve cezveye kadar pek çok farklı ürün geliştirdi. Yaklaşık 70 çeşit toprak ürününün üretimine katkı sağladı.
Keçi derisiyle çömleği bir araya getirerek darbuka üretmesi, onun yenilikçi yaklaşımının dikkat çeken örneklerinden biri oldu. Tarihî kişiliklerin portrelerini çömleklerin üzerine işleyerek Bilecik’in geçmişini sanatla buluşturdu.
Böylece Kınık’ta yüzyıllardır sürdürülen bir zanaat, yalnızca eski biçimleri koruyan bir üretim alanı olmaktan çıktı; değişen ihtiyaçlara uyum sağlayan, yeni tasarımlarla gelişen bir kültürel mirasa dönüştü.
Yaşar, kurduğu şirket aracılığıyla ürünlerinin toptan satışını da gerçekleştirdi. 2000-2002 yılları arasında İzmir ve İstanbul’a giderek ürünlerini toptancılara ve büyük alışveriş merkezlerine tanıttı. Bir yandan üretimini geliştirirken diğer yandan babasından kalan atölyede eğitim ve tanıtım çalışmalarını sürdürdü. Köydeki bir okulda küçük bir atölye kurulmasına da öncülük ederek yeni kuşakların bu sanatla tanışmasına katkı sundu.

ALTIN ELLER’DEN UNESCO’YA UZANAN BİR ONUR
Salim Yaşar’ın sanat yolculuğunda 2000 yılı önemli bir dönüm noktası oldu. Kültür ve Turizm Bakanlığı ile İstanbul Beyoğlu Belediyesinin düzenlediği Altın Eller Fuarı’nda açtığı çömlek standıyla sanatçı tanıtım kartını almaya hak kazandı. Sanatkâr belgesini almasını meslek hayatının dönüm noktalarından biri olarak değerlendiren Yaşar, sonraki yıllarda çok sayıda etkinlik ve programa katıldı.
2001 yılında Ülkeler ve İller Fuarı’nda sergilediği performansla ödül kazandı. 2005 yılında kurulan Altın Eller Derneğinin kurucuları arasında yer aldı. 2009-2014 yılları arasında Kınık köyünde muhtarlık yaparak yaşadığı yere hizmet etmeyi de sürdürdü.
Ustalığının en anlamlı karşılıklarından biri ise 2021 yılında geldi. UNESCO Somut Olmayan Kültürel Mirasın Korunması Sözleşmesi kapsamında, UNESCO Bilim Kurulu tarafından verilen “Yaşayan İnsan Hazinesi” unvanına layık görüldü. Ödülünü 11 Ocak 2022’de Ankara’daki Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde düzenlenen törende aldı.
Bu unvan, yalnızca bir ustanın kişisel başarısını değil, Kınık köyünde kuşaklar boyunca yaşatılan çömlekçilik geleneğinin de değerini ortaya koydu. Salim Yaşar, babasından devraldığı mesleği dünyaya tanıtmış, binlerce kişiye öğretmiş ve geleneksel sanatın geleceğe taşınmasına katkıda bulunmuştu.

4 KASIM 2025’TE ARAMIZDAN AYRILDI, ESERLERİ KALDI
Salim Yaşar, 4 Kasım 2025’te Ankara’da hayatını kaybetti. Ardında yalnızca çömlekler, atölyeler ve yetiştirdiği öğrenciler değil; bir köyün kültürünü dünyaya taşıyan büyük bir yaşam öyküsü bıraktı.
Bugün Kınık’ta çarkın başına geçen her usta, toprağa şekil veren her el ve geleneksel sanatla tanışan her genç, bu uzun yolculuğun izlerini taşıyor. Bir zamanlar babasının yanında çırak olarak başlayan Salim Yaşar’ın hikâyesi, emekle beslenen bir geleneğin sınırları nasıl aşabileceğini gösteriyor.
Bilecik Kent Belleği’nin arşivinde yaşatılan bu tür hikâyeler, geçmişin yalnızca fotoğraflardan ibaret olmadığını hatırlatıyor. Her karede bir ömür, her satırda bir emek, her ustanın ellerinde ise gelecek kuşaklara bırakılan bir miras saklı. Salim Yaşar’ın hayatı da toprağın sabırla yoğrulduğunda nasıl bir sanat eserine dönüştüğünün hikâyesiydi. O, çamura biçim verirken aslında Kınık’ın kültürünü, Bilecik’in kimliğini ve Anadolu’nun kadim zanaat geleneğini geleceğe taşıdı.
Bir çömlek kırılabilir, bir atölyenin kapısı kapanabilir; ancak ustanın öğrettiği bilgi, şekil verdiği toprak ve yaşattığı gelenek kolay kolay kaybolmaz.
Merhum Salim Yaşar’ı rahmet, saygı ve minnetle anıyoruz.





