Bilecik’te kına geceleri sadece hüzünlü türkülerden ibaret değildir… Bazen bir tavuk, bütün düğünün başrol oyuncusu olur.

Yıllardır süregelen “kına gecesi tavuk alma” geleneği, düğünlere hem kahkaha hem de tatlı bir telaş katıyor. Rivayete göre bir düğün, tavuk biraz nazlanmadan, damat tarafı biraz yorulmadan tam anlamıyla başlamış sayılmaz.
Kına gecesinden önce damat tarafının gençleri büyük bir görev bilinciyle yola çıkar. Amaç bellidir: tavuk alınacak. Ancak bu görev göründüğü kadar kolay değildir.

Gelin tarafı tavuğu hemen teslim etmez. Kapılar kolay açılmaz, tavuk hemen bulunmaz. Küçük pazarlıklar yapılır, şakalaşmalar başlar. Bazen tavuk saklanır, bazen gençler yanlış kapıyı çalar, bazen de tavuk gerçekten kaçar. İşte o an köyün en hızlı koşanı damat tarafında olur.
Davul zurna eşliğinde, kahkahalar arasında alınan tavuk, adeta bir zafer gibi köy içinde dolaştırılır. O an, sıradan bir hazırlık değil; başlı başına bir eğlenceye dönüşür.

Kına gecesinde pişirilip sofraya gelen tavuk ise yalnızca bir yemek değildir. O sofrada; emek, paylaşım, dayanışma ve iki ailenin kaynaşması vardır.
Bu gelenekte herkesin bir rolü bulunur: Tavuk biraz inatçı, gençler biraz ısrarcı, büyükler ise bu tatlı telaşı izleyen sessiz tanıklardır.
Bugün modernleşmeyle birlikte bu gelenek bazı yerlerde unutulmaya yüz tutsa da, Bilecik’in köylerinde hâlâ yaşatılmaya devam ediyor. Ve bir köyde tavuk peşinde koşan gençler varsa, bilin ki orada sadece bir düğün değil, gülümseten bir hikâye yazılıyordur.





