Bir zamanlar Bozüyük’ün ormanlarında küçük trenlerin düdükleri yankılanır, çam kokusuna karışan buhar sesleri uzaklardan duyulurdu.

Cumhuriyet henüz çok gençti. Kurtuluş Savaşı’nın ardından yorgun düşmüş bir ülke, yaralarını sarmaya ve yeniden ayağa kalkmaya çalışıyordu. Evler, kamu binaları, yollar ve daha nice yapı için büyük miktarda işlenmiş keresteye ihtiyaç vardı.
İşte tam da böyle bir dönemde, Bozüyük ormanlarının arasında önemli bir hikâye başladı.
Bozüyük Kereste Fabrikası...
Türkiye’nin ilk kereste fabrikalarından biri olarak tarihe geçen tesisin kuruluş çalışmaları 1924 yılında başladı, fabrika 1925 yılında faaliyete geçti. Kuruluşunda Bilecik Milletvekili Albay İbrahim Çolak ile Yörük Emin Ağa olarak bilinen Emin Aksu’nun ortaklığı bulunuyordu.

Fabrikanın finansmanında İş Bankası tarafından sağlanan krediden yararlanılırken, tesisin kurulmasında Alman mühendis ve uzmanların da görev aldığı aktarılıyor. Fakat Bozüyük Kereste Fabrikası'nı sıradan bir fabrikadan ayıran asıl hikâye, ormandaki tomruğun fabrikaya nasıl ulaştırıldığıydı.
Bugün kulağa masal gibi gelen bir sistem kurulmuştu. Ormanların derinliklerinde kesilen ağaçlar önce dekovil adı verilen küçük trenlerle taşınıyor, ardından teleferik yani havai hat sistemine aktarılıyordu. Tomruklar, yaklaşık 25-30 kilometrelik mesafeden teleferik hattıyla fabrikaya ulaştırılıyordu.
Bir tarafta ormanın içinde ilerleyen küçük trenler... Diğer tarafta gökyüzünde ağır ağır süzülen tomruklar... Ve bütün bu hareketliliğin sonunda Bozüyük'teki fabrikada yeniden şekillenen ağaçlar... O günün şartları düşünüldüğünde gerçekten dikkat çekici bir sistemdi.

Fabrikanın bir başka hikâyesi ise Bozüyük sokaklarında yaşandı. Tesiste kurulan buhar türbini yalnızca fabrikanın enerji ihtiyacını karşılamakla kalmadı. Üretimden artan elektrik, Bozüyük sokaklarının aydınlatılmasında da kullanıldı. Türkiye'nin birçok yerinde evlerde ve sokaklarda elektrik kullanımının oldukça sınırlı olduğu yıllarda Bozüyük'ün bazı sokakları geceleri ışıl ışıl oluyordu. Belki de o yıllarda bir Bozüyüklü, akşam olduğunda sokağı aydınlatan lambalara bakıp Cumhuriyet'in getirdiği yeni hayatı hissediyordu.
Ve sonra...
1926 yılının Mayıs ayı geldi. Cumhuriyet'in kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Bozüyük Kereste Fabrikası'nı ziyaret etti. Fabrikadaki çalışmaları yerinde inceleyen Atatürk, yetkililerden bilgi aldı. Çalışanlarla sohbet etti ve burada öğle yemeği yedi. Genç Cumhuriyet'in üretim hamlesine verilen önemin bir yansımasıydı bu ziyaret.

Çünkü kereste o yıllarda yalnızca bir üretim malzemesi değildi. Savaşlardan çıkmış, büyük bir yıkım yaşamış bir ülkenin yeniden inşasında ihtiyaç duyulan temel kaynaklardan biriydi. Yeni okulların, evlerin, kamu binalarının ve daha nice yapının ayağa kaldırılması gerekiyordu.
Bozüyük'ün ormanlarından çıkan ağaçlar da bu büyük yeniden yapılanmanın parçalarından biri oldu. Fakat fabrikanın ömrü uzun sürmedi. 1925'te üretime başlayan tesis, birkaç yıl sonra büyük bir yangınla ağır hasar gördü. Fabrikanın önemli bölümü kullanılamaz hale geldi.
Bir süre sonra onarılarak yeniden çalıştırılsa da eski günlerine dönemedi ve sonunda kapandı. Ardından fabrikanın bulunduğu yerde parke fabrikası kuruldu. Ancak onun ömrü de uzun olmadı. Zaman geçti...Fabrikanın binaları kayboldu.

Tomruk taşıyan küçük trenlerin sesi sustu. Gökyüzünde yıllarca ağaç taşıyan teleferik hattı ortadan kalktı. Bozüyük sokaklarını aydınlatan o ilk ışıkların hikâyesi ise zamanın içinde kaldı. Bugün o büyük tesisin bulunduğu yerde birkaç teleferik direği tabanı, iki su kuyusu ve kontrol kulesi gibi geçmişten izler taşıyan kalıntılar bulunuyor.
Belki çok az...
Ama bir şehrin geçmişini hatırlamak için bazen birkaç taş parçası bile yeter. Çünkü o taşlar bize yalnızca bir fabrikayı anlatmıyor. Bize, Cumhuriyet'in ilk yıllarında yoklukların içinden üretmeye çalışan bir ülkenin hikâyesini anlatıyor.
Ormanın içindeki küçük dekovil trenlerini... Gökyüzünde ilerleyen tomrukları... Fabrikanın buharını... Bozüyük'ün geceyi delen ilk elektrik ışıklarını... Ve 1926 yılında fabrikayı ziyaret eden Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ü... Bugün Bozüyük'te belki kimse o küçük trenlerin düdüğünü duymuyor. Fakat Kent Belleği'nin sayfalarında o ses hâlâ yankılanıyor.
Bir zamanlar Bozüyük ormanlarından çıkan ağaçlar, genç Cumhuriyet'in yeniden ayağa kalkışına omuz veriyordu. Ve o fabrikanın hikâyesi, aradan geçen bir asra rağmen hâlâ anlatılmayı bekliyor.








