Bilecik’in serin sabahlarında ormanın içinden yükselen hafif bir toprak kokusu insana hem huzur hem de derin bir aidiyet duygusu verir. Bu koku, yüzyıllardır Bilecik’te yaşayanların belleğinde yer edinmiş mantar toplama kültürünün sessiz tanığıdır. Kuşaklar boyunca aktarılan bu gelenek yalnızca bir besin toplama yöntemi değil; doğayı okuma, sabrı öğrenme, aileyi bir araya getirme ve toprağın sunduğu berekete saygı duyma biçimidir. Bilecik’in merkezinden en uzak köylerine kadar uzanan bu kültür, bölgenin duyguyla örülü derin yaşam ritmini yansıtır.

Bir Damla Çiğin Altında Doğan Mantar Kültürü 6405

Bilecik, Marmara’nın doğusunda bulunmasına rağmen orman varlığı, iklim geçişkenliği ve toprak çeşitliliği bakımından kendine özgü bir yapıya sahiptir. Subasar meşelikler, gürgen ve kayın ormanları, çamlık alanlar farklı mantar türlerine ev sahipliği yapar. Yerel halkın orman bereketi diye adlandırdığı mantarlar özellikle ilkbahar ve sonbahar aylarında toprağı yararak görünmeye başlar. Mantar, birçok Bilecikli için çocukluğun kokusu, aile yürüyüşlerinin bahanesi ve doğaya duyulan sevginin en saf halidir.

Bilecik’te mantar toplamak bir hobi değil, bir disiplin ve bir sezgi meselesi olarak görülür. Toplayıcılar gün doğmadan hareket eder. Ufuk çizgisi pembeleşirken ormanın kenarında hâkim olan sessizlik, ayakların altında kırılan yaprakların sesiyle birleşir. Deneyimli toplayıcılar annelerinden ve ninelerinden duydukları sözleri hatırlar. Her mantar yenmez, her yenilen mantar aynı değildir; toprağı oku, kokuyu dinle, ağacı izle.

Bölgede en çok karşılaşılan türler arasında kuzu göbeği, kanlıca, çintar, tirmit ve doğal istiridye mantarları bulunur. Kuzu göbeği ilkbaharın müjdecisi sayılır; değerli bir türdür. Kanlıca, sonbaharın gözdesi olarak bilinir. Çintar özellikle Pazaryeri ve Söğüt’ün yüksek kesimlerinde yaygındır. Tirmit kayın ormanlarının vazgeçilmez türü, istiridye ise nemli bölgelerin sessiz misafiridir. Yerel halkın sınıflandırdığı 50’nin üzerinde tür bulunması bölgedeki ekolojik zenginliğin önemli göstergesidir.

Bilecik’in ilçelerinde mantar kültürü belirgin farklılıklar gösterir. Merkezde meşe ormanları çeşitliliği artırırken, Bozüyük çam ve gürgen ormanlarıyla kanlıca ve tirmit açısından zengindir. Söğüt yağmur sonrası bereketiyle tanınır; Pazaryeri kuzu göbeği ve çintar bakımından öne çıkar. Osmaneli ve Yenipazar ise daha nemli yapılarıyla doğal istiridye mantarlarının sık görüldüğü alanlardır.

Mantar toplamak bölge halkı için ekonomik bir katkı sağlar ancak ekonomik değerinden önce aile bağlarını güçlendiren bir gelenektir. Babalar çocuklarına mantarı öğretir, çocuklar büyüdükçe aynı orman yollarına ebeveynleriyle çıkar. Bu döngü, Bilecik’te mantar kültürünü kuşaktan kuşağa taşır. Toplayıcılar arasında temel bir kural vardır. Topladığın kadarını bırak, ormanı incitme. Mantarın dipten koparılmaması, misel yapısının korunması ve küçük mantarların bırakılması doğaya duyulan saygının göstergesidir.

Mantarın duygusal yönü de bu kültürde önemli yer tutar. Kimi için çocukluğun kokusu, kimi için dedesiyle geçirilen bir sabah, kimi için ise hayatın karmaşasından uzaklaşıp toprağın sesini dinleme anıdır. Yaşlı bir Bilecikli kadının sözü bu geleneği özetler. Biz mantarı yalnız yemek için toplamayız evladım. Toprakla konuşmak, doğanın dilini anlamak için toplarız.

Bilecik’te mantar toplamanın incelikleri uzun yıllara dayalı bir bilgeliğe dönüşmüştür. Toplayıcılar mantarın hangi ağacı tercih ettiğini bilir. Meşe varsa kanlıca, kayın varsa tirmit, çam varsa çintar aranır. Kuzu göbeği gürgen ve meşe sınırlarında görülür. Doğru zaman ise yağmurdan iki üç gün sonrasıdır. Mantarın kesilerek toplanması, file kullanılması ve poşetten uzak durulması yörenin temel görgü kurallarıdır.

Bölgede zehirli türlerle karıştırılabilecek mantarlar da bulunur. Ölümcül şapkalı mantar, sinek mantarı, sahte kanlıca ve sahte kuzu göbeği en dikkat edilmesi gerekenler arasındadır. Bu nedenle toplayıcıların en sık söylediği uyarı benzerdir. Emin değilsen bırak ormanda kalsın.

Bir Damla Çiğin Altında Doğan Mantar Kültürü 6404

Toplanan mantar Bilecik mutfağında önemli bir yer tutar. Kanlıca tavası, kuzu göbeği dolması, tirmit kavurması ve çintar közlemesi yöresel sofraların vazgeçilmez tatlarıdır. Mantar yalnızca bir besin değil; evde kokusuyla aileyi bir araya getiren bir paylaşım aracıdır.

Pazaryeri’nin eski efsaneleri, Bozüyük’ün dede hikâyeleri ve yaşlıların mantarın kokusunu duyma yeteneği üzerine anlattıkları sözlü kültür zenginliği bu geleneğin duygusal dokusunu oluşturur. Göbek meleği, yabanın kapısı ve kokunun çağrısı gibi anlatılar mantarın yalnız bir bitki değil, doğa ile insan arasındaki iletişimin sembolü olduğunu gösterir.

Bilecik’te mantar aynı zamanda pazar kültürünü de besler. Merkez pazarından Bozüyük ve Söğüt’e, Pazaryeri’nin köy tezgâhlarından Osmaneli’nin nemli bölgelerine kadar yayılan satış noktaları, mantarı bölge ekonomisinin görünmez kahramanı hâline getirir. Bir sabah toplanan mantarla bir ailenin haftalık gideri karşılanabilir. Kurutma geleneğiyle kışlık stok hazırlanır ve satışa sunulur. Pazardaki satıcılar yalnız satıcı değildir; müşterilere bölgenin doğasını, mantarın hangi ağaç altında bulunduğunu, nasıl temizleneceğini anlatan rehberler gibidir.

Teknolojinin gelişmesiyle birlikte mantar satışı çevrim içi platformlara da taşınmış, Bilecik’in yöresel ürünleri Türkiye’nin dört bir yanına ulaşmıştır. Bu süreç gelenek ile modernliği buluşturan bir dönüşüme dönüşmüş, köydeki yaşlı bir teyzenin bile torununun yardımıyla mantarı telefon aracılığıyla satabilmesini sağlamıştır.

Mantar, yalnız bir yiyecek değil toplumsal bağı güçlendiren bir unsurdur. Komşular arasında paylaşılan bir tas mantar, kuşaklar arasında kurulan bağ, yağmur sonrası düzenlenen küçük köy sofraları bu kültürü canlı tutmaktadır.

Bilecik’in mantarı, ormanda doğan mütevazı bir varlık gibi görünse de bölgede ekonomi, geçim, gelenek, dostluk ve dayanışmanın merkezinde yer alır. Toprağın sessizce sunduğu bu armağan pazarın canlılığıyla birleşir, sofraların neşesi olur, insanların kalplerini birbirine bağlar. Yörede bu kültür şu cümleyle özetlenir. Mantar berekettir; hem toprağın bereketi hem insanın birbirine olan bereketi.

Kaynak: HARUN KAYMAZ