Binlerce yıllık tarihi bir geçmişe sahip Bilecik’te, şehirdeki kültür katmanlarını yansıtan somut örnekler ne yazık ki oldukça sınırlı. Şehir müzesinde yer alan bazı lahit parçaları ve mezar stelleri bir yana bırakıldığında, Anadolu’nun diğer pek çok kentinde rastlanan amfi-tiyatro, antik hamam, çeşme ve agoralar Bilecik’in cadde ve sokaklarında günümüze ulaşamamış durumda.

Yakın zamana kadar ise durum farklıydı. Bilecik’te, Necmi Güney’in ifadesiyle “yalçın kayaya kurulmuş” Bizans döneminden kalma tekfur kalesi bulunmaktaydı. Kaleden Hamsu’nun tatlı şırıltısı duyulurken, iki kilometre ötesindeki sarp tepeyi dolanan şose İstanbul istikametine doğru uzanmaktaydı (Güney, 1937: 9).
Bilecik’in bir diğer gözde tarihi mirası ise Roma dönemine ait, halk arasında Kulaklıtaş çeşmesi olarak bilinen lahitti. Beşiktaş mahallesinde bulunan ve üzeri kabartmalı Medusa kafalarıyla süslenmiş bu lahit, Bilecik’in ilk mutasarrıfı Fuat Paşa döneminde şehir meydanına taşınarak çeşmeye dönüştürülmüştü. O dönemde Bilecik’i ziyaret eden meşhur Alman komutan Goltz Paşa, halkın lahdi taşımak için gösterdiği çabayı ve heyecanı büyük bir şaşkınlık ve takdirle aktarmıştı (Colmar Freiherr von der Goltz, 1896: 149-152).
Fotoğraflar bize, lahidin taşınma anında halkın toplanmış ve mutlu bir şekilde poz verdiğini gösteriyor; beyaz türbanlı bir kadın ve çınar ağacının yanındaki köpek gibi küçük detaylar, o dönemin toplumsal yaşamına dair önemli ipuçları sunuyor. Ahmed İhsan ise Servet-i Fünûn mecmuasında, lahit çeşmenin yerini “şehirde düzgün kaldırımlı sokaklardan geçerek daire-i hükümet önünde durduk” şeklinde tarif ederek, bugünkü Tevfik Bey ve Dedeoğlu Caddeleri civarına konumlandırıyor (Ahmed İhsan, 1309: 406).
Ancak zamanla lahit çeşmeye zarar geldi. 16 Aralık 1922’de Frédéric Gadmer tarafından çekilen fotoğraflarda kitabenin kırıldığı ve muslukların kaybolduğu görülüyor. 1932’de belediye tarafından taşınması sırasında ustasız işlem yapılması lahdi büyük ölçüde harap etti. Necmi Güney, Son Posta gazetesinde, elli yıl boyunca şehir meydanında duran lahdin korunamamasından duyduğu üzüntüyü dile getirmiş ve taşların parçalanarak farklı yerlere dağıldığını kaydetmişti (Güney, 1937: 66).
Beşiktaş’taki ikinci lahit ve çeşme olarak kullanılan lahit, 1967 yılı Bilecik İl Yıllığı’na göre Ertuğrul Gazi Lisesi bahçesinde korunmuş; 1972 TRT belgeselinde de bu kalıntılar görülebilmişti. Ancak 1975’ten sonra ne yazık ki lahit kalıntıları hakkında herhangi bir bilgi mevcut değil. Şehrin belleğinde, Kulaklıtaş çeşmesi zamanla unutulmuş, tarihî kitaplarda ve araştırmalarda adeta silinmiş durumda.
Bugün Bilecik’in kaybolan bu hazinesi, geçmişin sessiz tanıkları olarak bize tarihî bir ders veriyor: Bir zamanlar şehrin en şerefli yerinde dikilen ve halk tarafından sevilen bu lahit, zamanın ve dikkatsiz müdahalelerin etkisiyle parçalanmış, şehirdeki kimliğini kaybetmiş ve hafızalardan silinmiş durumda. Kulaklıtaş lahdi, Bilecik’in kültürel mirasının korunması gerektiğini hatırlatan önemli bir simge olarak hâlâ değerini koruyor.





