Bilecik’in köklü tarım kültürünün önemli değerlerinden biri olan Kamber Biberi, coğrafi işaretle koruma altına alınması için resmî sürece girdi. Bilecik Ticaret ve Sanayi Odası tarafından yapılan başvuru, Türk Patent ve Marka Kurumu tarafından ilana çıkarıldı. Sürecin tamamlanmasının ardından Kamber Biberi’nin coğrafi işaret alarak tescillenmesi bekleniyor.

Yörede “kavata biberi” ya da “domates biberi” olarak da bilinen Bilecik Kamber Biberi (Bilecik Gavata Biberi), her ne kadar biber formunda olsa da Solanum aethiopicum türüne ait, Osmanlı mutfağından günümüze ulaşan geleneksel bir ürün olarak öne çıkıyor.

Kendine Has Yapısı ve Lezzeti

Morfolojik olarak yuvarlak ve hafif basık yapıya sahip olan Kamber Biberi’nin meyveleri 5–8 santimetre çapında, 3–5 santimetre yüksekliğinde ve 50–70 gram ağırlığında bulunuyor. Pürüzsüz ve parlak kabuğu, olgunlaşma sürecinde parlak yeşilden koyu kırmızıya dönüşüyor. Etli ve sulu yapısı ile dikkat çeken ürün, meyve başına 10–15 adet sarımsı beyaz tohum içeriyor.

Yeşil haldeyken hafif acı, tam olgunluk döneminde ise tatlı bir aromaya sahip olan Kamber Biberi; yöresel mutfakta taze tüketimin yanı sıra turşuluk, dolmalık, közleme ve domatesli geleneksel tariflerde yaygın şekilde kullanılıyor. İnce kabuk yapısı, özellikle turşu ve dolma yapımında tercih edilmesini sağlıyor.

Sakarya Havzası’nın İklimi Lezzeti Şekillendiriyor

Bilecik Kamber Biberi, Sakarya Havzası’nın ılıman mikro iklim koşullarında yetiştiriliyor. Kış aylarında sıcaklıkların genellikle -5 derecenin altına düşmemesi, yaz aylarında ise 25–30 derece aralığında seyretmesi, biberin aroma ve fenolik bileşik birikimini artırıyor.

Bölgedeki yüksek UV radyasyonu, mevsimsel yağış düzeni ve yaz aylarında görülen kontrollü su stresi; flavonoidler ve kafeik asit gibi önemli fenolik bileşiklerin oluşumunu destekliyor. Kışın yoğun, yazın ise sınırlı yağış alan bu iklim yapısı, fide döneminde nem dengesini korurken, meyve döneminde kaliteyi artırıyor. Don olaylarının nadir görülmesi ise bitkinin gelişimini güvence altına alıyor.

Toprak ve Besin Değeriyle Öne Çıkıyor

Bölge topraklarının alüvyon karakterli, organik madde bakımından zengin, iyi drene olan ve hafif asidik ile nötr (pH 6.0–7.0) yapıya sahip olması, Kamber Biberi’nin ayırt edici lezzet profilini oluşturuyor. Potasyum ve fosfor açısından zengin bu topraklar, kök gelişimini destekleyerek meyvenin hafif acımsı ve tatlımsı aromasına katkı sağlıyor.

Besin değerleri açısından da dikkat çeken Bilecik Kamber Biberi; %4–6 oranında şeker, %2–3 oranında lif içeriyor. Toplam fenolik madde miktarı 100–150 mg/100 g, antosiyanin 10–20 mg/100 g ve tanen 5–10 mg/100 g aralığında bulunuyor. Bu özellikleriyle hem lezzet hem de sağlık açısından önemli bir yöresel ürün olarak öne çıkıyor.

Coğrafi işaret sürecinin tamamlanmasıyla birlikte Bilecik Kamber Biberi’nin hem yerel üreticinin korunmasına hem de kentin gastronomi değerinin ulusal ölçekte tanıtılmasına katkı sağlaması hedefleniyor.

Mesut Kaplan’dan Tarihi Çağrı Bilecik, İstiklâl Madalyasını Hak Ediyor 1043

Öğretim Üyesi Mesut Kaplan da şu ifadeleri paylaştı:

''KANBER KÖSEYE İTHAF “Kamber’in Bohçası”

Selanik’ten kalktıkları gün, evin içi tuhaf bir sessizlikle doluydu. Bazı eşyalar bırakılmıştı; bazıları mecburen. Ama tohumlar bırakılmadı.

Kamber Köse, bohçasının en altına koydu onları. Bez keseler… Üzerlerinde ne etiket vardı ne de yazı; ama Kamber’in aklında hepsinin adı belliydi. “Bunu güneş sever… Bunu suyu az ver… Bunun tadı yazı hatırlatır,” der gibi.

Göç dediğin şey, insana çok şey kaybettirirdi. Kamber’in kaybetmeye niyeti yoktu:

Toprağın dilini, ekmenin terbiyesini, ürünün kıymetini.

Osmaneli’ne yerleşince herkesin gözü önce tarlalara kaydı. Kimisi “Burada tutar mı?” dedi, kimisi “Bu tohum yabancı” diye çekindi. Kamber ise sabırlıydı. Çünkü tarım, aceleciyi sevmezdi.

Kamber’in merakı onu Bursa Ziraat Mektebine götürdü. Orada ekilen biberi gördüğünde, gözleri bir an parladı. Yabancı değildi o; sanki eski bir tanışın yüzü gibi… Tohumunu aldı. “Bu buralara da yakışır,” dedi içinden. “Toprak, iyi niyetle ekileni geri çevirmez.”

Sonra, işin en önemli kısmı başladı: paylaşmak.

Osmaneli’nin Çeşitli Köyleri’ne doğru çıktı yola. Kimi zaman bir cepte kesecikler, kimi zaman avucunun içinde birkaç tohum. Kahvede oturanlara, harman yerinde duranlara, bahçesinde çapa yapanlara:

“Alın,” derdi, “bunu bir sıraya ekin. Az yer ister, çok yüz güldürür.”

Köylü önce temkinliydi. Ama biber bir çıkmaya görsün…

Yeşilken hafiften dokunur gibi acı; kızarınca ağızda tatlı bir iz bırakırdı. İnce kabuğuyla dolmaya yatkın, turşuya dayanıklı… Ocak başında közlenince kokusu bütün eve yayılırdı. Bir biber değil de sanki mutfağın neşesi olurdu.

Derken köyde biri bir gün şöyle dedi:

“Bu biber… Kamber’in getirdiği biber değil mi?”

Bir başkası ekledi:

“Evet ya… Kamber’in biberi işte.”

O gün bir isim yerleşti. Etiket gibi değil; hatıra gibi.

Kamber Biberi.

Zaman geçti. Kamber’in tohumu bir tarladan ötekine, bir komşudan ötekine… Gelin bohçasına, oğlan heybelerine, bahar aylarında avuç içlerine taşındı. Ve tarıma kıymet veren Selanik muhacirlerinin o eski alışkanlığı—tohuma saygı, toprağa vefa—Bilecik’in dört bir yanında kendine yer buldu.

Kamber belki bunu “ün” olsun diye yapmamıştı. Zaten tohumun şöhretle işi olmaz. Tohum, sadece şunu ister:

Emeği, sabrı ve paylaşanı.

Bugün bir sofrada “Kamber biberi var mı?” diye sorulduğunda, aslında bir biberden fazlası sorulur:

Selanik’ten gelen bir bohçanın, Osmaneli’nin bereketinin ve bir KAMBER KÖSE nin tarıma duyduğu hürmetin hikâyesi…''

Kaynak: HARUN KAYMAZ