Bir zamanlar her köşe başında, her bahçede, her odanın köşesinde bir sözcük bir diğerine göz kırparmış… İşte o eski Bilecik sokaklarının dili hâlâ kulaklarımızda çınlıyor. Bilecik İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü, bu değerli hazineleri gün yüzüne çıkardı.

Gurlamak derlermiş, kim ki malı mülkü yerinde, gönlü rahat, işte o kişi “gurlarmış”. Atlara “beygir”, kurtlara ise “canavar” derlermiş. Bir köşede kelkeli tüyleriyle hindi öterken, çiftçilerimiz yani “ireçberler”, tarlalarını işler, emeğin tadını bilir, her kazanılan “gayma”yı değerli bilirmiş.

Bilecik’in çocukları ise döngel gibi tatlı meyveler toplar, sahan ve yalaklardan serin sular içer, sabahın ilk ışığında sabanı çekel ile toprakla buluştururmuş. Baykuşu “kukmiyav” diye çağırır, yaşlı kadınların giydiği içi pamuklu ceket olan “kürde”yi anneanneler örermiş. Gelin atının üstüne örtülen kırmızı örtüye “cibindirik” denirmiş; bu örtü masallara konu olacak kadar değerliymiş.

Bazen Hayan ya da sası dağarcığıyla istenilmeyen sözler konuşulur, meymenetsiz çocuklar oyunu bozar, saduna ukela tavırlarıyla herkesi güldürürmüş. Ama hepsi birer renk, birer tat, Bilecik’in ruhunu oluştururmuş.

Yetkililer, bu kelimelerin sadece geçmişin değil, geleceğin de köprüsü olduğunu vurguluyor. “Gençlerimiz bu kelimeleri öğrendikçe, geçmişin masallarıyla bugünü birleştirip kültürümüzü yaşatacak.” diyorlar.

Kaynak: HARUN KAYMAZ