Binlerce yıllık tarihi geçmişiyle Anadolu’nun önemli kentlerinden biri olan Bilecik, tarihsel katmanlarını gün yüzüne çıkaracak pek çok somut örnekten yoksun. Şehir müzesindeki bazı lahit parçaları ve mezar stelleri dışında kent meydanlarında, cadde ve sokaklarda amfi-tiyatrolara, antik hamamlara, agoralara ve çeşmelere neredeyse hiç rastlanmıyor.
Yakın zamana kadar böyle değildi. Bilecik’te, Bizans döneminden kalma Tekfur Kalesi, “yalçın kayaya kurulmuş” yapısıyla şehrin simgelerinden biriydi. Ne yazık ki bu yapı da günümüzde yerinde değil. Bir zamanlar şehrin tam kalbinde yükselen ve halk arasında Kulaklıtaş Çeşmesi olarak bilinen Roma dönemine ait lahit ise, neredeyse yarım asır boyunca pazar meydanını süslemişti. Üzeri kabartmalı Medussa kafalarıyla bezeli bu görkemli lahit, zamanla şehrin farklı köşelerine dağılmış, bir kısmı lise bahçesine getirilmiş, ardından ise tamamen kaybolmuştu.

Bilecik’in ilk mutasarrıfı Fuat Paşa döneminde şehir meydanına taşınan lahit, halk tarafından çeşme olarak kullanılmıştı. Almanya’dan gelen ünlü komutan Goltz Paşa, Bilecik’i ziyaretinde halkın lahdi çeşmeye dönüştürme yöntemini büyük bir şaşkınlık ve hayranlıkla gözlemlemişti. Paşa, bu durumu biraz alaycı bir üslupla “medeniyetin bir adım ötesi” olarak tanımlamıştı.
Frédéric Gadmer’in 16 Aralık 1922’de çektiği fotoğraflar, lahitteki tahribatın ilk izlerini belgeledi. Kitabe yerinin kırıldığı, muslukların kaybolduğu, taşın harap olduğu açıkça görülüyordu. Ardından 1932 yılında belediye kararıyla lahit kaldırıldı, taş ustaları çalıştırılmadığı için eser berbat hâle geldi ve parçaları şehrin farklı köşelerine dağıldı. Necmi Güney, dönemin gazetelerinde yayımlanan yazılarında bu duruma üzülerek, “asırların hikâyesini tatlı bir şırıltı ile boşluklara anlatan çeşmenin muhafaza edilmesini” temenni etmişti.
Yapılan araştırmalara göre, lahit parçalarının bir kısmı Ertuğrul Gazi Lisesi bahçesine taşınmış, diğerleri ise şehirde kaybolmuş, günümüzde neredeyse hiçbir somut izi kalmamıştı. 1990’lardan sonra ise Kulaklıtaş Çeşmesi, şehir tarihiyle ilgili çalışmalarda neredeyse hiç anılmamış, kent belleğinden silinmişti.
Başlıktaki soruya cevap vermek gerekirse: Beşiktaş’tan şehir meydanına indirilen, oradan taşınırken harap olan Kulaklıtaş Çeşmesi’nin kalıntıları önce farklı bölgelere dağılmış, bir kısmı lise bahçesine taşınmış, sonrasında ise tamamen kaybolmuş. Goltz Paşa’nın hayranlıkla anlatıp seyyahlara göstermeyi önerdiği, Necmi Güney’in kurtarmak için büyük çabalar sarf ettiği bu lahit, zamanla kitaplarda bile unutulmuş, adeta tarihin sessiz çığlığı hâline gelmişti.
Bilecik’in bu kayıp hazinesi, şehrin geçmişine dair bir hatırlatma niteliğinde; kent belleğini korumanın ve tarihsel değerleri yaşatmanın önemini bir kez daha gözler önüne seriyor.







