CHP Bilecik Milletvekili Aday Adayı Av. Faik Akarkarasu, Venezuela’da yaşanan gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Akarkarasu, açıklamasında şu ifadelere yer verdi: “Venezuela’nın bugününü doğru yorumlayabilmek için ABD’nin Latin Amerika ülkeleri üzerindeki 1823 tarihli Monroe Doktrini’ni, Roosevelt Sonucu’nu, petrol yatağı Teksas’ın 1845 yılında Meksika’dan ilhakını/işgalini ve Condor Operasyonları’nı iyi tahlil etmek gerekir.
Venezuela’nın egemenlik haklarına yönelik yapılan müdahaleler, tüm uluslararası hukuk ilkelerine ve Birleşmiş Milletler Kuruluş Sözleşmesi’nin 2/4. maddesine açıkça aykırıdır. Ancak tüm bu yasal mevzuat, ABD’nin emperyal bir işgalci devlet olmasını maalesef engelleyememiştir ve engelleyememektedir. Aynı darbeler ve egemenlik ihlalleri Yugoslavya’da, Irak’ta, Suriye’de, Libya’da, Filistin’de, Mısır’da ve Amerika kıtasındaki pek çok ülkede; en kanlı biçimde ise 1973 yılında Şili’de, Başbakan Allende’ye karşı gerçekleştirilmiştir. Ülkemiz de ABD emperyalizminin bu oyunlarını iki darbe ve bir muhtıra ile tecrübe etmiştir.
Emperyalist işgalci ABD; Orta Doğu’da Büyük Orta Doğu Projesi (BOP), Avrupa’da Ukrayna-Rusya Savaşı, Güney Amerika’da ise başta petrol olmak üzere tüm enerji ve maden kaynakları üzerinden hareket etmektedir. Kendi çıkarları doğrultusunda, Maduro dâhil olmak üzere orman kanunlarıyla yönetenlere ‘Ormanın tek kralı benim’ diyerek Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’yu eşiyle birlikte teslim almıştır.
Ülkemiz açısından ABD’nin Büyük Orta Doğu Projesi ile dünyaya dayattığı yeni dünya düzenini iyi sorgulamamız ve ülke tahkimatımızı buna göre almamız gerekmektedir. Başta Kıbrıs meselesi, son dönemde terör örgütü PKK’nın barış güvercini gibi gösterilmeye çalışılması ve geçtiğimiz ay ABD’nin Türkiye Büyükelçisi Barrack’ın ‘Ulus devlet Amerika’nın Orta Doğu’daki engelidir’ yönündeki açıklamaları dikkatle ele alınmalıdır. Tüm bunlar, Türkiye Cumhuriyeti’nin ne kadar sağlam temeller üzerine kurulduğunu ve Mustafa Kemal Atatürk’ün ilke ve ışığıyla değerlendirilmelidir.
Türkiye açısından Venezuela’ya yapılan bu ahlaksız işgali; kaçırılan Nicolas Maduro’nun seçim oyunları ve tek adam yönetimini ülkeye dayatmasına rağmen, Büyük Orta Doğu Projesi, Gazze, Kıbrıs ve PKK’nın sürece dâhil edilmesiyle birlikte iyi tahlil etmek gerekir.
Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu iradesi ve bu iradenin oluşturduğu Türkiye Büyük Millet Meclisi ile onun ilk Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk; 19 Mayıs 1919’da başlayan kurtuluş mücadelesini, 23 Nisan 1920’de TBMM’yi kurarak halkın iktidarı ve halk iradesiyle zafere ulaştırmıştır. Atatürk, bilgiyi ve iradeyi her daim kendinde değil, TBMM’de görmüştür. Güçlü bir TBMM’yi esas almış, cumhuriyeti demokrasiyle taçlandırmak için büyük bir mücadele vermiştir.
Birinci ilke; yetkili, sorumlu, görev ve iradesi güçlü bir TBMM’dir. İkinci ilke ise Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş değerlerine anayasal sadakat çerçevesinde; katılımcı, şeffaf, hesap verebilir, kişilere değil kurum ve kurallara bağlı demokratik bir işleyiştir.
ABD, tek kurşun atmadan bir devletin başkanını eşiyle birlikte teslim almıştır. Amiyane bir benzetmeyle, Maduro ve eşini bir ülkenin onurunu çiğneyerek ele geçirmiştir. Bu durum, Venezuela’daki tüm güvenlik kurumlarının operasyona maruz kaldığını ve kendi devlet başkanlarının, kendi başkentlerinde teslim alınmasına seyirci kalındığını göstermektedir. Bu da devlet kurumlarında liyakat, hiyerarşi, disiplin ve ulusal bilince dayalı sadakatin, bir ülkenin yönetimi için hayati önemde olduğunu ortaya koymaktadır.
ABD, Irak’ta Saddam Hüseyin’in yanındaki Tarık Aziz üzerinden de benzer bir çözülmeyi kolaylıkla sağlamıştır. Devlet kurumlarının liyakati, sadakati ve hukuk içinde ülke bekasına sahip çıkma iradesi ancak demokratik bir rejimle mümkündür. Bu da Türkiye için demokrasinin ve liyakatin kaçınılmaz olduğunu göstermektedir.
ABD, Condor Operasyonları Doktrini’ni daha ileri bir noktaya taşıyarak, dünya üzerindeki petrol, maden ve doğal kaynaklara ‘Benden habersiz kimse, egemen devlet olsa bile, dokunamaz’ demektedir. 1979’da İran’da Şah Rıza Pehlevi’yi indirip yerine Humeyni rejimine yol veren ABD, bugün de İran’daki molla rejiminin sallanmasına öncülük etmektedir.
Türkiye açısından; stratejik öneme sahip bor, renyum, altın madenleri ile tarımsal üretim ve verimliliğin (tarım Türkiye’nin petrolüdür) büyük bir dikkatle ele alınması gerekmektedir. Türkiye, pancar şekerini neredeyse unutmuş, glikoz şurubuna mahkûm edilmiştir. Madenler çıkarılacaksa; doğaya, ormana ve suya saygılı biçimde, egemenlik hakkına dayanarak bizzat devlet eliyle çıkarılmalıdır. Aksi hâlde yabancı şirketler üzerinden yürütülen faaliyetler, ülkenin egemenlik haklarının ihlali anlamına gelir ve bu kabul edilemez.
ABD ve benzeri işgalci devletlerin Ortadoğu’da BOP, dünyada ise ‘Yeni Dünya Düzeni’ adı altında dayattıkları sömürge anlayışına karşı; Misak-ı Millî sınırları içinde, cumhuriyetin demokrasiyle taçlandırıldığı, TBMM’nin etkin kılındığı, ulusal bilincin güçlendirildiği, liyakatin esas alındığı, laik, demokrat ve sosyal bir hukuk devleti anlayışıyla güçlü Türkiye yeniden inşa edilmelidir.
Türkiye’nin kuruluş ekseni; Galata Köprüsü’nde yapılan pazarlıklar değil, Ankara’da TBMM’de, hukuk ve demokratik anayasal kurumlardadır.”





