Bir önceki yazımda ülkemizin bir deprem kuşağı üzerinde olduğunu ve depremleri her zaman yaşama riskimizin yüksek olduğundan bahsetmiştim. Yani ülkemiz deprem ile yaşamaya alışmak ve bunun içinde bütün önlemleri almak ve kusursuz olarak  uygulamak zorundadır. Yerbilimci hocalarımız ve hatta yabancı uzmanlar bile her gün ülkemiz ile ilgili deprem uyarıları yapmakta ve özellikle İstanbul’da her an 7.5 şiddeti civarında bir depremin beklendiğini ikaz etmekteler. 

Ülkemizde çok geriye gitmeden 1975,1998,2007,2018 deprem yönetmelikleri mevcuttur. İlimizde 2000 öncesi yapılan konutların önemli bir kısmı 1998 yönetmeliği ile üretilmiştir. Yani çok ciddi bir mühendislik hizmeti alamamış konutlardır. Bu yüzden 2000 öncesi yapılan konutlarımız  artık önemli bir deprem riski altındadır.  

Bunun nedenini şöyle açıklamaya çalışacağım. Bizim mühendislik hesaplarımızda iki türlü yük vardır. Birincisi statik yükler, ikincisi dinamik yüklerdir. Statik yükler binanın kendi doğal ağırlığıdır ve yapıyı sadece düşey olarak etkiler. Dinamik yükler, bu statik  yüklere deprem şiddeti ilave edilmiş halidir. İşte yapılarımız bir deprem olmadan bu statik yüklerle ayakta kalabilir ama eğer yapıyı yatay yönde etkileyen deprem kuvetleri işin içine girince binalarımız, hasar alabilir, yıkılabilir ve hatta göçebilir. Nasil ki 6 Şubat’dan önce deprem bölgelerindeki binalar da ayakta durabiliyor du, ama bir deprem şiddetiyle pek çoğu adeta göçtü. Depremler yapıya yatay kuvvet şiddetinde etki eder ve düşey taşıyıcı yapı elemanı olarak tanımladığımız kolonları adeta keser/biçer. 

Peki gelelim ‘ne yapmamız lazım?’ sorusuna; 

Yerel Yönetimler Çözümün Öncüsü Olmalı: 

Bunu yapmaya başlayan pek çok belediye olduğunu biliyorum. Bize de deprem sonrası pek çok vatandaş ne yapılması gerektiğini soruyor. Çünkü ne yapılacağını bilmiyorlar. 31 Mart’ta yapılacak seçimlerden sonra yeni yönetim bu işi en önemli sorunlardan biri olarak görmelidir. Belediye bünyesinde mutlaka bu konu ile ilgili yeni bir ‘Deprem Şube Müdürlüğü’ kurulmalı ve bunun kadrosunu oluşturup yapılacak işlerle ilgili eğitimleri verilmelidir. 

Bina dayanım tespitiyle ilgili öncelikli yapılacak iş, yapılardan karot (numune) almak ve bu örneklerin laboratuvarda  dayanımlarını tespit etmektir. Yapılacak risk analiz hesaplarında projesi olan binaların demir donatı projeleri varsa bunlar hesaplarda kullanılabilir yoksa yine binalarda kolon ve kiriş sıyırmaları yapılıp kullanılan donatının (demirin) tespiti yapılmalıdır. Biz buna inşaatın rölövesini almak diyoruz. Temel donatı tespiti için muayene çukurları açmak ve zemin sondajı yapmakta  2018 TÜRKİYE BİNA DEPREM YÖNETMELİĞİ Madde:15 kapsamında  yapılması zorunlu işlerdir. 

Risk analizlerini yapacağımız bina veya binalarda tüm bu bilgileri topladıktan sonra bilgisayar paket programlarımızda bu hesapları yapabiliyoruz. Bu hesaplama sonucunda program bize bir rapor sunuyor. Bu raporlarda sonuç olarak binamız  ‘Sınırlı Hasar(SH)’/’Kontrollü Hasar (KH)’ bölgesinde çıkıyorsa bu binamız için olumlu rapor anlamına geliyor. Ama rapor sonucunu ‘GÖÇME BÖLGESİ (GÖ)’ olarak veriyorsa bu o binanın riskli olduğunu, yıkılması veya güçlendirme yapılması gerektiği sonucunu veriyor. Tabii bu durum aynı zaman da hukuki bir zorunluluk anlamına da geliyor. 

Güçlendirme yapma aşamasında bunların uygulama projelerini de bilgisayar programlarımızda yapabiliyoruz. Ben buraya kadar olan aşamanın teknik detayını kısaca açıklamaya çalıştım. Buraya kadar olan aşamanın mutlaka yerel yönetimler tarafından yapılması gerektiğini söylüyorum. Bu işleri yapmak için halihazırda ilimizde bu işleri yapabilecek firmalarımız yok. Binadan bilgi toplama aşamasında personelin eğitimli olması lazım. Bu konuda oldukça yol almış belediyelerden teknik destek alınabilir.  

Zemin mekaniği ve beton dayanım  testi laboratuvarlarının önemi: 

İlimizde yapılması zorunlu hale gelmiş eskimiş yapı stoğumuzun elden geçirilmesi süreci muhtemelen 4/5 yıl  devam edebilecek bir süreç olacaktır. Bu yüzden belediye bünyesinde,  bütün bu çalışmaların sonucunu daha güvenli bir hale getirmesi için kendi beton dayanım testi ve zemin mekaniği laboratuarları kurulmalıdır. Bu laboratuvar konusu da ülkemiz açısından ne yazık ki bir fecaattir. Maalesef  bu laboratuvarların denetimi yeterince yapılmamaktadır. Bu konuda ülkemizin saygın hocalarından Prof.Dr. Mehmet Orhan hocamızın Bursa İMO şubesine verdiği konferansı ve dinleyenlerin yorumlarını  YouTube’den ilgi duyanların dinlemesini öneririm. Sizin araziden aldığınız zemin numune değerlerinin sonuçları laboratuvarlardan sağlıklı gelmiyorsa hazırlanacak Geoteknik raporlarında çok bir anlamı kalmıyor. Bilinmelidir ki üst yapının güvenliği alt yapıdan başlar. 

31 Mart belediye başkanlığı seçimlerinde adaylarımızın açıkladıkları programlarda deprem konusu ile ilgili maalesef yeterince konuya ilgi duyduklarını göremedik. Artık sınırlı ekonomik kaynaklarımızı can güvenliğimizi birinci derecede ilgilendiren bu  konulara ayırmada daha duyarlı olmalıyız. Şimdi bazı arkadaşlarım bana belki de kızacaklar ama söylemek zorundayım ki; kurtuluş şenliklerinde bir sanatçıya vereceğimiz ücretle bile bu işlerin önemli bir kısmı yapılabiliriz. 

Bir haber kanalında izlemiştim; belediye başkan adayı deprem bölgesinde seçim çalışmaları yaparken bir bayandan şu acı sözleri duymak zorunda kaldı: “Sen ben cenazelerimi defnederken neredeydin?” 

Yine bir acılı baba depremde göçük altında kalan kızı için bir şey yapamamanın çığlıklarını bütün ülkeye dinletirken hem o ağlıyordu hem de bütün ülke.. 

Sayın adaylara buradan bir kez daha sesleniyorum…..lütfen ama lütfen bu konuya daha duyarlı olun…. 

Bir sonraki yazımda güçlendirme konusuna değineceğim. 

Sezai Balta  

İnşaat Müh. 

Kaynak: EMİNE TÜRKSOY