6 Şubat 2023 tarihinde toplam 10 ilimizi ve yaklaşık 15 milyona yakın vatandaşımızı kapsayan Kahramanmaraş merkezli 7.8 ve 7.6 büyüklüğünde gerçekleşen deprem ile ülkemiz tarihinde bugüne kadar bir benzerini yaşamadığımız büyük bir felaketi yaşadık. ‘Asrın felaketi’ olarak adlandırdığımız bu depremde resmi kayıtlara göre 53.000 vatandaşımızı toprağa verdik ve hala bulunamadığı/ulaşılamadığı söylenen kayıplar var. Üzerinden bir yılı aşkın zaman geçmesine rağmen en az toprağa verdiğimiz insan sayısı kadar insanımızın yaşadığı sosyal ve psikolojik travmalar halen devam ediyor ve belki de yıllarca devam edecek. 

Depremin sayısal büyüklüğü, mühendislik açısından da çok ciddi bir rakamdır. Buna rağmen felaket, depremin sayısal büyüklüğü açısından değil, ölen insanımız ve yıkılan şehirlerimizin yarattığı sonuç itibarıyladır. Biz ülke olarak Kurtuluş Savaşımızda bile bu kadar kayıp vermedik. Askeri kayıtlarda cephede verdiğimiz şehit sayısı 9000 civarında, yollarda ve salgın hastalıklarda ölenlerin sayısı bu sayının iki katı civarındadır. Yani toplamda 30.000 civarında verilen  şehidimiz vardır. 

Evet 40 yılını geride bırakmış bir İnşaat Mühendisi olarak, bu büyüklükteki bir depremin sayısal büyüklüğünün çok ciddi bir büyüklük olduğunu ama bu denli ölüme yol açabilecek bir felaket olmaması gerektiğini bilerek kullandım. Bu cümlemi vereceğim bir örnekle ve mühendislik biliminin bizlere öğrettiği verilerle anlatmaya çalışacağım. 

Örneğini vereceğim ülke bir deprem ülkesi ve 20 milyona yakın nüfusu, yüzölçümü hemen hemen ülkemizin yüzölçümüne yakın ve ekonomik şartları bizim seviyelerimizde bir Güney Amerika ülkesi: ŞİLİ 

Şili’de 1960 yılında 9.5 şiddetinde (yaklaşık 1000 atom bombası gücünde) bir deprem olur ve Şili bu depremde pek çok insanını kaybeder. Bundan sonrada 15 yılda bir 7.5/8.0 şiddetinde depremler olur. Şili, yaşadığı her depremden çok büyük dersler çıkarırlar çok ciddi yönetmelikler hazırlarlar ve bu yönetmelikleri kusursuz bir şekilde uygularlar. Bunun olumlu sunucunu da 2010 yılında yaşadığı 8.8 şiddetindeki depremde alır. Evet, bu şiddetde ki depremde Şili’de ölenlerin sayısı sadece 500 dür. Onların pek çoğu da okyanustan gelen Tsunami ile gerçekleşir. 

İşte bu yüzden yaşadığımız 6 Şubat depreminin şiddetinin ciddi olduğunu ama mühendislik biliminin gerektirdiği şekilde uygulandığında, bu şiddetteki depremleri çok az ölümlerle atlatılabileceğimizi ve bir ölüm ve hatta yıkım felaketine dönüşmeyebileceğini iddaa ettim. Sonuçta bizde deprem kuşağı üzerinde bir ülkeyiz ve bu şiddetteki depremleri yine yaşayacağız. 

Depremler bir imtahandır, ama ilahi bir imtahan değil mühendislik imtahanıdır. Maalesef başta biz mühendisler (inşaat, jeoloji, jeofizik, mimarlar) bu imtahanı kaybedenlerin başında geliyoruz. Ama bu konuda bizler kadar yerel ve merkezi  yönetimlerinde kusurlarının olduğunu söylemek zorundayım.  

Yerel seçime çok az bir süre kaldığı şu günlerde bu konuda hep beraber neler yapmamız gerektiğini  anlatmaya ve bu konuda kamuoyunu bildilendirmeye çalışacağım. Vatandaşlarımız da kendilerine oy istemeye gelen adaylardan bu konularda neler yapmayı düşündüklerini sormalılar ve somut cevap istemeliler. Bu konuda kamuoyu baskısı çok önemli. 

Biz mühendislerin elinde 2019 yılı başından itibaren uygulamaya başladığımız çok kapsamlı ve dünya standartlarında bir deprem yönetmeliğimiz var. Tabii çok değerli hocalarımız var olan eksiklikleri revize etme çabası içindeler. Hep beraber (mühendisler,yerel yönetimler,Çevre Şehircilik ve İklimlendirme İl Md. Personeli vs..) bu yönetmeliğe sahip çıkarsak  Japonya’da olduğu gibi bir deprem anında en güvenilir yerin evimiz olduğu düşüncesiyle hareket edebiliriz. 

Fakat bundan önce  asıl üzerinde durmamız gereken konu İlimizde 2000 yılı öncesinde yapılmış ve  2019 deprem yönetmeliği şartların da yapılmamış, çok ciddi mühendislik hizmeti almamış, o günlerin bilgi ve teknolojisi düzeyinde yapılmış binalar konusunda ne yapmamız gerekir sorusudur. 

Bu soruya çok açık ve net olarak cevap vermek gerekirse; derhal ve vakit kaybetmeden bu binaların ‘Risk Analizlerinin’ veya deprem yönetmeliği tanımıyla  ‘Performans Analizlerinin’ yapılması ve bu analizler sonucunda yeterli performansı göstermeyen binaların mutlaka güçlendirilmesini söylemek zorundayım. Evet şahsen bende 2000 yılı öncesi pek çok yapının projesine ve uygulamasına imza atmış biriyim. Maalesef o günün şartlarında dereden alıp gelinen malzeme ile, ve beton santralleri ile dökülme imkanı olmayan, Jeoloji ve Jeofizik mühendisleri tarafından zeminden alınıp tarafımıza sunulma imkanı olmayan zemin bilgisi  şartlarında proje üretmek ve bunu uygulamak zorunda kalıyorduk. 35 yıla yakın bu binaların ekonomik ömürlerinin de azalmaya başladığını söylemem gerekiyor. 

Bu konuda yapılması gerekenleri yerel yönetimlerden başlamak üzere çok açık ve net bir şekilde bir sonraki yazımda anlatmaya çalışacağım. 

Sezai Balta 

İnşaat Mühendisi 

Kaynak: EYÜP KELEBEK