Bilecik Kent Belleği arşivinde yer alan bu kıymetli yaşam hikâyesi, bir sanatçının taşa ruh verdiği yıllardan günümüze uzanan etkileyici bir iz taşır.
1923 yılında İnebolu’da dünyaya gelen Şerafettin Tan, 1943’te Ankara Yapı Enstitüsü Taşçılık Bölümü’nden mezun olarak mesleki yolculuğuna başladı. Onun hayatı, taşla başlayan bir emek hikâyesinin sanatla buluştuğu uzun bir yolculuğa dönüştü.
1961–1976 yılları arasında Bilecik Teknik Lisesi Taş İşletmeciliği Bölümü’nde öğretmenlik yapan Tan, yalnızca bir eğitimci değil; aynı zamanda taşın dilini öğrencilerine öğreten bir usta olarak anıldı. Bilecik Gülistan Sokak’ta yer alan atölye evinde, renkli mermerleri sabırla işleyerek ortaya çıkardığı eserler, zamanla şehrin kültürel hafızasında özel bir yer edindi.
Ünlü sanatçı Bedri Rahmi Eyüboğlu, onun bu özgün çalışmalarını “Konuşan Taşlar” olarak adlandırarak, sanatının ruhunu tek bir cümleyle ölümsüzleştirdi. Gerçekten de onun ellerinde taş, sessizliğini bozuyor; doğayı, tarihi ve insan yüzlerini anlatan bir dile dönüşüyordu.
Eserlerinde çoğunlukla doğa, tarih ve portre temalarını işleyen Şerafettin Tan’ın çalışmaları, yalnızca Bilecik’te değil, yurt içinde ve yurt dışında birçok sergide sanatseverlerle buluştu.
Bugün geriye dönüp bakıldığında, onun bıraktığı izler sadece mermerlere kazınmış figürler değil; aynı zamanda bir şehrin sanatla yoğrulmuş belleği olarak varlığını sürdürüyor.
Bilecik Kent Belleği arşivinde yer alan bu hikâye, taşın içinden yükselen bir sanatın ve bir ustanın sessiz ama güçlü mirasını yaşatmaya devam ediyor.
