BİLECİK

Fotoğrafı gören duygulanıyor: Bilecik'te 1936’dan Kalan Bir Bakış

Abone Ol

Üzerinde yalnızca şu ibare yazıyor: “Bilecik mektep bahçesindeki kulede, 18.06.1936” Ama o siyah-beyaz fotoğraf, tek bir cümleden çok daha fazlasını anlatıyor…

Bilecik Kent Belleği’nde yer alan bu nadide kare, görenleri bir anda Cumhuriyet’in ilk yıllarına, taş sokakların sessizliğine, çocuk seslerinin okul bahçesinde yankılandığı o sade ama umut dolu günlere götürüyor. Bir şehrin hafızası, bazen bir fotoğraf karesine sığar; işte bu fotoğraf da Bilecik’in geçmişe açılan en içli pencerelerinden biri.

Taştan Bir Kule, Zamana Direnen Bir Hatıra

Mektep bahçesindeki o kule… Belki bir nöbet yeriydi, belki bir seyir noktası, belki de çocukların hayallerine yaslandığı sessiz bir köşe. Ama kesin olan şu ki; o kule, Bilecik’in eğitimle, umutla ve gelecekle kurduğu bağın taşlaşmış bir simgesiydi.

1936 yılı… Cumhuriyet henüz genç, imkânlar sınırlı ama inanç ve azim sonsuz. Öğrenciler önlükleriyle, öğretmenler idealizmleriyle oradaydı. O kuleye çıkan her çocuk, belki de farkında olmadan geleceğe bir adım daha yaklaşıyordu.

Bir Şehrin Masumiyet Çağı

Fotoğrafın dili yok, ama bakmasını bilene çok şey söylüyor. O günlerde Bilecik;

Trafik gürültüsünden uzak,

Zamanın ağır ağır aktığı,

Selamın, hatırın ve emeğin kıymetinin bilindiği bir şehir…

Mektep bahçesinde yankılanan ayak sesleri, teneffüs ziliyle karışan kahkahalar, öğretmenin gölgesinde büyüyen hayaller… Hepsi bu karede saklı.

Kent Belleği: Hatırlamak Bir Sorumluluktur

Bilecik Kent Belleği’nde yer alan bu fotoğraf, yalnızca geçmişi hatırlatmıyor; aynı zamanda bir sorumluluğu da omuzlarımıza yüklüyor. Çünkü şehirler, yollarıyla değil; hafızalarıyla yaşar.

Bu fotoğraf bize şunu fısıldıyor: “Bu topraklarda okullar vardı, çocuklar vardı, umut vardı… Ve hepsi geleceğe emanet edildi.”

Bir Karelik Sonsuzluk

Bugün o kule yerinde mi bilinmez… Ama fotoğraf orada duruyor. Sessiz, vakur ve derin.

Bilecik’in geçmişinden bugüne uzanan bu kare, yalnızca eski bir anı değil; bir şehrin çocukluğudur. Bakıldıkça hatırlanan, hatırlandıkça değerlenen…

Ve belki de en çok şunu söylüyor: Zaman geçer, şehir değişir ama hatıralar, bir fotoğraf karesinde sonsuza kadar yaşar.