BİLECİK

DOĞAYA AÇILAN SAVAŞ: ORMANSIZLAŞTIRMA

Abone Ol

Sabiha Gökçen Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi öğrencileri Yağmur Dönmez, Odelia Grace David ve Özgür Yolcu, kaleme aldıkları “Doğaya Açılan Savaş; Ormansızlaştırma” başlıklı makale ile çevresel bir soruna dikkat çekti. Öğrenciler, çalışmalarında ormanların hayati önemine vurgu yaparken, ekosistemin korunmasında genç neslin sorumluluğuna dikkat çekti.

Makale, DOĞAYA AÇILAN SAVAŞ: ORMANSIZLAŞTIRMA başlığıyla şu şekilde:

National Geographic’e göre ormansızlaşma, orman alanlarının bilerek tahrip edilmesidir. Küresel ormansızlaşmanın yarısı M.Ö. 8000 ve 1900 yılları arasında, diğer yarısı ise ağırlıklı olarak insan faaliyetleri nedeniyle son yüzyılda gerçekleşmiştir. Our World In Data’dan alınan verilere göre insan kaynaklı ormansızlaşma 2000’lerde tavan yapmış, ve sadece Brezilya, yılda 28.000 km orman kaybetti. Bu; Wales’in yaklaşık 1,5 katına karşılık geliyor. Günümüzde azalıyor olsa da, hala oldukça kritik bir durumda. Hatta bu durum öyle bir seviyeye gelmiş ki BBC’nin bildirdiğine göre, 2022 yılında her dakika 11 futbol sahası büyüklüğünde orman tahrip edildi.

İklim Haber’in bir haberine göre arazi temizliğinin neden olduğu sıcaklık artışları her yıl 28 bin insanın sıcaklık bağlantılı ölümüne sebep olmuştur. Son 20 yılda da tropikal bölgelerde neredeyse yarım milyon insan sıcaklık artışına bağlı sebeplerle yaşamını yitirmiştir. Eğer ormansızlaşma böyle ekstrem devam ederse ekolojik domino etkisi ile daha çok şey de kaybedilecek.
Peki, neden bu kadar kötü? Çünkü bir orman yok olduğunda, aslında dünyanın savunma kalkanı çöker. İlk darbeyi albedo etkisi alır; güneş ışığı geri yansıtılamadığı için yeryüzü daha çok ısınır. Fotosentez zinciri kırıldığında, doğanın nefesi kesilir; atmosferde biriken karbon ve sera gazları iklim krizini körükler. Bu ekolojik çöküş, sessiz bir katliamı da beraberinde getirir. Biyoçeşitlilik tükenirken, milyonlarca canlı evsiz kalır. Koruyucu bitki örtüsünden yoksun kalan toprak, erozyonla savrulup verimsizleşir. En acısı ise, artık havayı temizleyecek bir mekanizmanın kalmamasıdır. Ormansızlaşma, doğanın temizlik ve soğutma sistemlerini kapatmak demektir.

Ormansızlaşmayı sadece devrilen ağaçlar ve boşalan araziler olarak görmek, buzdağının yalnızca görünen kısmıdır. Bugün bu süreç, ekosistemlerin yaşam destek ünitelerini kapatan küresel bir krize dönüşmüş durumda. Yale Environment 360 verileri, ağaçların sadece karbon tutmadığını, aynı zamanda devasa ‘gökyüzü nehirleri’ oluşturduğunu kanıtlıyor. Ormanlar yok olduğunda su döngüsü kırılıyor; bu da sadece kuraklık değil, tarımsal çöküş ve doğrudan insan hayatına kasteden bir sağlık krizi anlamına geliyor.

İklim Haber’in sarsıcı verileri, bu bozulmanın faturasını net bir şekilde ortaya koyuyor: Arazi açma uğruna yok edilen ormanların yarattığı mikroklimal dengesizlikler ve kontrolsüz sıcaklık dalgaları nedeniyle her yıl 28 bin insan sessizce can veriyor. Bu, orta ölçekli bir şehrin her yıl haritadan silinmesi demektir.

Ancak çözüm imkansız değil. LSE Grantham Enstitüsü’nün vurguladığı REDD+ (Ormansızlaşma ve Orman Bozulmasından Kaynaklanan Emisyonların Azaltılması) gibi uluslararası mekanizmalar, gelişmekte olan ülkelerin ormanlarını korumalarını ekonomik olarak teşvik ederek bu yıkımı durdurmayı amaçlıyor. Birleşmiş Milletler’in 15. Sürdürülebilir Kalkınma Amacı olan “Karasal Yaşam” hedefi de bize şunu hatırlatıyor: Orman kaybı bir tercih değil, durdurulması zorunlu bir güvenlik meselesidir.

Eğer bu ekolojik kıyım REDD+ gibi somut koruma stratejileriyle dizginlenmezse; sadece yeşil manzaraları değil, içme suyu kaynaklarımızı, iklim dengemizi ve en nihayetinde türümüzün geleceğini kaybedeceğiz. Bugün durdurulmayan her balta darbesi, yarın bir hayatın daha solması anlamına geliyor.

Bizlerin bilinçlenip atacağı bir adım bile ilerleyen zamanda büyük etkiler yaratacaktır. Okullarda çift taraflı baskı ve dijital sınav uygulamalarının getirilmesi kağıt kullanımında büyük bir azalma yaratacaktır. Ayrıca geri dönüşüm kutularının sadece koridorlarda bulunan birer atık kutusu olmadığını ve doğru bir şekilde kullanılması gerektiği bilinci öğrencilere kazandırılmalıdır. Küresel ölçekte ise sürdürülebilir tarım yöntemleri, özellikle agroforestry yani tarım ve orman sistemlerinin bir arada kullanılması yaygınlaştırılmalıdır. Bu sayede doğayla uyum içinde yaşam sağlanacaktır.

Unutmayalım ki bugün koruduğumuz bir karış toprak israf etmediğimiz bir parça kağıt bile gelecekteki ormanlarımızın teminatıdır. Biz gençler olarak bu yıkımın tanıkları olmayı değil değişimin yol göstericileri olmayı seçiyoruz. Ekosistemimizi koruma sırası şimdi bizde.

Öğrencilerin hazırladığı bu çalışma, ormansızlaşmanın yalnızca çevresel değil, aynı zamanda küresel bir yaşam ve güvenlik sorunu olduğuna dikkat çekerek farkındalık oluşturmayı hedefliyor.

Cafer Elmas