Sandıktaki Kilimi Duvara Asma fikri, haber sonrası bana bazı değerleri hatırlatarak köşe yazısı olarak işleme isteği verdi. Betona Karşı Bir Başkaldırı! gibi yorumlanabilir.
Bilecik sokaklarında yürürken bir evin dış cephesine bakıp, "Acaba bu bina üşüyor mu?" diye düşündünüz mü hiç? Bir vatandaşımız belli ki düşünmüş. Hem de öyle bir düşünmüş ki, mühendislerin hesap kitap yaptığı, kimyasal yapıştırıcıların havada uçuştuğu mantolama dünyasına; anneannesinin sandığından çıkardığı, rengarenk çizgileriyle Anadolu kokan o meşhur dokuma kilimlerle yanıt vermiş. Amaç her ne olursa olsun!, uygulamaya dökülmesi ile bu görüntü sadece bir "yalıtım" çabası değil; aslında kaybolan mahalle kültürünün, o kendine has "ben yaptım oldu" samimiyetinin son kalelerinden biri. Müstakil ev, sahibinin karakteridir. Canı isterse duvarına kilim asar, canı isterse bahçesine eski bir lastikten saksı yapar. O ev nefes alır, sokakla konuşur.
Peki, şimdi bir hayal edelim... 15 katlı, cam giydirmeli, modern bir sitede oturduğunuzu düşünün. Alt komşunuzun, enerji tasarrufu için balkonundan aşağıya 10 metrelik bir Isparta halısı sallandırdığını, sizin de camdan baktığınızda manzara yerine "baklava desenli" bir dokuma gördüğünüzü varsayın. Muhtemelen 5 dakika içinde site yönetimi kapıda belirir, "mimari bütünlük bozuluyor" diye noter huzurunda ihtarnameyi elinize tutuşturur.
Kilimin Isısı Sadece Dereceyle Ölçülmez
Yüksek binalar bize "prestij" ve "konfor" vaat ederken, aslında bizi birbirimize benzeyen gri kutuların içine hapsetti. O devasa bloklarda enerji kimliği belgeleri havada uçuşuyor ama "insan sıcaklığı" nedense hep dışarıda kalıyor. Bilecik'teki o kilimli evin verdiği mesaj ise çok net: "Kendi ısımı kendim üretirim, gerekirse sokağı da rengimle ısıtırım!"
O kilimler sadece rüzgarı kesmiyor; aynı zamanda o çok övündüğümüz modern binaların ne kadar "ruhsuz" ve "mesajsız" kaldığını yüzümüze vuruyor. Bir tarafta faturasını düşürmek için yaratıcılığını konuşturan, sokağa bir hikaye bırakan mahalleli; diğer tarafta merkezi ısıtma pay ölçerinin başında, komşusuna "merhaba" demeye çekinen plaza sakini...
Sonuç Olarak...
Belki o kilimler bir strafor köpük kadar ısı yalıtımı sağlamıyordur (teknik olarak tartışılır elbet), ama sokağın enerjisini yükselttiği kesin. Modern mimari bize camdan kaleler vadederken; Bilecik'teki o müstakil ev, bize çocukluğumuzdaki o sıcak mahallelerin, "yorgan döşek" samimiyetinin hala hayatta olduğunu hatırlatıyor.
Günün sonunda, yüksek binalar gökyüzüne daha yakın olabilir; ama yere sağlam basan, duvarına kilim asan o müstakil evlerin sokağa kattığı ruhu hiçbir rezidans yönetmeliği satın alamaz!
"Belki rezidansların cam cepheleri gökyüzünü yansıtıyor olabilir ama o müstakil evin duvarındaki kilimler, asıl ihtiyacımız olan şeyi; toprağın, el emeğinin ve komşuluğun sıcaklığını yansıtıyor."