Warning: getimagesize(/home/yarincom/public_html/images/banner/YENY_LOGO__copy.png): failed to open stream: No such file or directory in /home/yarincom/public_html/amp/functions.php on line 0

Warning: getimagesize(/home/yarincom/public_html/images/banner/logo11.jpg): failed to open stream: No such file or directory in /home/yarincom/public_html/amp/functions.php on line 0
Bayram...

Bayram...

Pazartesi bayram.
Bizde bayram yazılarını fıkralarla dostlarla paylaşmak alışkanlık haline geldi.
Dostlarda soruyorlar. “Bu bayram fıkra var mı?” diye. Olmaz mı?
Bayram sizce nedir?
Dinlenmek, tatil, ziyaret, büyükler, küçükler, hediye veya ne?
Alışıla gelmiş açıklamalara bakarsanız:
Bayramlar, toplumsal kaynaşmanın en yoğun yaşandığı ve insanların birbirlerinin hal ve hatırlarını en içten duygularla paylaştıkları günler…
Ramazan Bayramı, oruçlu günler sona erdi, yemek ve içmek serbest oldu anlayışından kaynaklanan bayramlar değildir elbet.
Bayramlar bence: Yaratana inancın sınandığı, yaratılanın kendini kontrol altına almak için uğraş verdiği günlerdir.
İnanç, sıkıştığınızda kullanacağınız bir kavram mıdır?

Ateist bir adam bir gün ormanda geziyor ve etrafındaki güzelliklere bakıyormuş. "Evrim ne güzellikler yaratıyor!" diye düşünüp mest oluyormuş. Birden arkasında kocaman bir ayı belirmiş ve onu kovalamaya başlamış. Adam bütün gücüyle kaçıyor ama her arkasına bakışta ayının daha yaklaşmış olduğunu fark ediyormuş. Dakikalarca süren bir kaçışın sonunda adamın ayağı yerdeki dala takılmış, ayı adamın üzerine atlamış, pençesini kaldırmış. Tam vurmaya hazırlanırken adam ;
"TANRIM" diye bağırmış. Bir anda zaman durmuş, ayı donmuş, ormandaki nehir bile akmaz olmuş. Bir anda orman kararmış ve gökyüzünden bir ışık huzmesi adamın üzerine parlamış. Çok derinden gelen ilahi bir ses adama:
"Yıllarca bana inanmadın, yaratılışı kozmik bir kazaya bağladın, sana bu durumda yardım etmemi mi istiyorsun? Seni sevgili bir kulum mu saymalıyım?" diye seslenmiş.
Adam utanç içinde: "Biliyorum bunca yıldan sonra dindar biri olmayı istemem haksızlık, ama belki AYIYI dindar yapabilirsiniz".
Ses: "Peki." diye karşılık vermiş ve ışık kaybolmuş.
Nehir tekrar akmaya başlamış. Her şey eski haline dönmüş.
Ayı pençesini indirmiş, iki pençesini de göğe doğru çevirmiş ve konuşmaya başlamış:
"Tanrım, senin rızan için oruç tuttum, senin rızkınla orucumu açıyorum, hamdolsun verdiğin nimetlere…"


Bayram nedir sizce diye sormuştuk. Sormaya devam edelim. Ramazan bu sene için çıktı çıkıyor. Ramazan’a özlem sizce bencilce sonrakini görmeyi dilemek adına bir yıl daha yaşamı garantiye alma isteğimidir? İnancın gereğimi, yoksa sadece bir özlem mi? Bayramın yaklaştığı günlerden birinde, iftar sırasında, misafirlerden biri:
“Keşke, Ramazan, senede iki kez gelse.”
Aynı sofrada misafir bulunan Bektaşi, hemen şu cevabı verir:
“Öyleyse Ramazan gider gitmez neden bayram yaparsınız? İnsan, sevdiği gidince bayram mı yapar hiç!”
...

Bayram misafirdir aynı zamanda. İkram, eş dostla, hısım akrabayla, uzaklardakilerle tekrar bir arada olmak demektir.
Ya evde hazırlık yoksa? Ya ev sahibinin imkânı yoksa?

Gelecek konuklarını nasıl ağırlayacağını kara kara düşünen Bektaşi’nin gözü, Yahudi olan komşusunun keçilerine takılmış. Keçilerden birini çaktırmadan alıp kesmiş. Durumu fark eden Yahudi; "Kadıya gitsem… Kadı da Bektaşi’de Müslüman, ben Yahudi’yim. Davayı kazanamam. Hadi kazandım, Bektaşi’nin nesi var ki, hakkımı alabileyim!
Biz artık Allah’ın huzurunda hesaplaşırız...” düşüncesi ile şikâyetçi olmamış.
Gel zaman git zaman her ikisi de rahmetli olmuş.
Yahudi, ahrette Bektaşi’den davacı olmuş.
Mahkeme kurulmuş ve Bektaşi’ye sormuşlar:
“Sen Yahudi komşundan habersiz keçisini kesmişsin!”
“Kesmedim”, demiş Bektaşi.
“Ben gözlerimle gördüm” demiş, Yahudi.
Bektaşi, “mahkemede bir adam hem şahit, hem davacı olamaz.” diye itiraz etmiş.
Mahkeme hâkimi melek:
“Haklısın ama günahların arasında keçiyi kestiğinde yazılı”, demiş.
Bektaşi ,“Mahkeme hâkimi aynı zamanda şahitlik yapamaz.” diye itiraz etmiş.
“Gene haklısın; o zaman getirin keçiyi ona soralım” demişler.
Bektaşi son bir çaba ile çözüm yolu önermiş:
“Ne! Keçi burada mı? Verin keçiyi o zaman bu Yahudi'ye... Bitsin bu dava”

Ramazan elbette herkes için farklı bir anlam taşıyor olabilir. Ya iftar ve Sahur? Ramazan bitiminde toplanmış konuşuyorlar. Bektaşi babasına sormuşlar:
“Baba erenler, ramazan bu sene için bitti. Ramazan hakkında ne düşünüyorsun?”
Bektaşi babası:
“Vallahi, demiş; iftara bir şey dediğim yok ama şu sahuru da öğleye alsalar daha iyi olurdu.”
İbadette, kabahatte gizlidir demiş atalarımız. Söylenen atasözü yanlış değil mi? İbadet gizli olsaydı, Allah camide namaz kılınmasını emreder miydi? Kabahati gizli işlemek caiz mi de böyle söylenmiştir? diye soranlar, düşünenler varsa da Atasözlerinin hepsi doğrudur.
Yıllardır sakız çiğnemek orucu bozar mı? Denize girmek orucu bozar mı? Oruçluyken oruç açmak orucu bozar mı) Yalan söylemek orucu bozar mı? Üfürmek orucu bozar mı? Rüşvet orucu bozar mı? Sorularına cevap arayan, amacını anlamadan Kuran-ı sadece dantel içinde duvara asılıp, bel üstünde taşınacak, anlamını bilmeden okunacak bir kitap olduğunu zannedenlere en güzel cevabı yine yaratan vermiş. (Kim, dünyada günahını gizlerse, Allahü Teâlâ da, o günahı Kıyamette herkesten gizler.) [Müslim] . Elbette İbadetin gizli olması nafile ibadetler içindir.

Osmanlı’da her devletlûnun Allah dostu bir sohbet arkadaşı vardır. Paşa’nın musahibi Haşmet Baba adlı haramdan sakınıp, sözünü sakınan, hikmet ehli bir zattır. Koca Ragıp Paşa “Bu ayda tebaasında bulunanlara kolaylık gösterenler affolunur” müjdesi mucibince Haşmet’i de yanına alarak, tebaasındakilerin çarşı-pazar defterlerini kontrole gider. Paşa’nın her ramazan yaptığı bu gizli işini sadece Haşmet Baba bilir. Ragıp Paşa bir manava girip sorar: “Selamın-aleyküm. Veresiye defteriniz var mı?” “Vardır” cevabını alınca, o defterde ne borç varsa öder. Esnaf da Paşa’nın huyunu bilip, gizlilik tembihine uyar. Borcu ödenenler, Allah’a hamdü senâ eder. Nüktedan Ragıp Paşa işi bitince Haşmet’e takılmadan edemez. -“Bre Haşmet ölümü düşünürüm de. Kabir taşıma ne yazdırayım?” - “Dün altımda olanlar, bugün üstümde” yazdır Paşam! - “Hoş bir cevap verdin. Senin de borcun var mı?” - “Vardır elbet, bakkal tayfasına 2 altın, manava 3 altın...” - “Sana kul borcunu değil, orucu sordum yahu!” - “Siz sadece kul borcunu sorarsınız, orucu ancak Yüce Allah sorar.”

Bu fıkra son olsun. Aslında fıkra değil ilimizde yaşandığı rivayet edilir. İsim vermeyeceğim, dostlar bilecek ve hatırlayacaklardır, bizde aktaralım. Ezan sesini duyan Abaza hayatında ilk defa “mübarek ramazan oruç tutmadık, namaz kılmadık bu defa gidelim bari camiye” der ve yönlenir. Camiye namaz başlangıcına yetişemez içeri girdiğinde Hoca çoktan cemaate namaz kıldırmaya başlamıştır. Abaza tam içeri girdiğinde cemaat toplu olarak ayağa kalkınca büyüye saygıdan ayağa kalkıldığını düşünen Abaza seslenir: “Oturun allanızı severseniz, böyle yaparsanız vallahi bi’ daha gelmem”

Umarım Ramazan sizler için Yaradan'ın, Ramazan ayı boyunca kullarından yerine getirmesini istediği bireysel ve toplumsal sorumlulukların gereğini yerine getirme fırsatı olmuştur. Umarım Ramazan'ın bireysel ve toplumsal hayatımıza yönelik bizlere kazandırdığı bazı disiplinler, Ramazan sonrasında da üzerimizde kalmaya devam eder. Bayramda kapınızın zil sesi eksik olmasın. Bayram kutlamak ve hatırlamaktır. Çocuklarınızın harçlığı bol, yardımlaşma duygunuz sonsuz olsun. Mutlu bir gülücük, yaşama ve yaşayana saygı ve bağlılıktır. Gülünüz ki yaşam sizleri sımsıkı sarsın, sarsın ki sevgilerin en sıcağıyla sarılasınız… Hepinize iyi bayramlar. Hoşça ve Dostça Kalınız. Saygılarımla…