banner566
banner401
banner422

“KARAYOLLARI ÖZELLEŞTİRİLİRKEN NERELERDEYDİNİZ?”
 

Korkmaz Kesik

Hafta sonu gerçekleşen MHP Bilecik Merkez İlçe Olağan Kongresinde kürsüye gelen MHP Milletvekili Bahattin Şeker, ülke gündemi ve Bilecik’e dair çarpıcı açıklamalarda bulundu. İlimizde etkili olan yoğun kar yağışını “Beyaz Deprem” olarak niteleyen Şeker, özelleştirilmesinin ardından ilimizin ilçelerinin çoğunda kar kaldırma çalışması yapmayan Karayollarını eleştirenlere “Karayolları özelleştirilirken nerelerdeydiniz?” diye sordu. Son yılların en sert kışının yaşandığını kaydeden Şeker, bölgenin acilen afet kapsamına alınması gerektiğini yineledi. Hasar gören seralara ve Bozüyük'te, Söğüt'teki çöken kapalı pazar alanlarına değinen Şeker, karla mücadele eden bütün kurumlara teşekkürlerini iletti.

“Yaşanabilirlik sıralamasında 47. sıradayız”

Şeker, Forbes Dergisi’nden örneklerle Bilecik’in çoğu alanda geri kaldığını söyleyerek, “Beşeri sermaye ve yaşanabilirlik sınırında 47. Sıradayız. Ticaret becerisi ve üretim potansiyelinde 63. sıradayız. Buna ticaret odaları, valilik, belediye başkanları da dâhil yanlışsa yanlış desinler.” dedi.

“O Cumhuriyet kurulmasa, zavallı şimdi sen nerelerdeydin?”

Yaklaşan genel seçimler hakkında konuşan Şeker, seçimin ülke için önemini vurgularken Ak Parti için ise Başkanlık Sistemine gidebilecek bir seçim olduğunu belirtti. Ak Partili milletvekillerinin Cumhuriyet’e hakaret ettiğini kaydeden Şeker, AKP Balıkesir Milletvekili Tülay Babuşçu’nun; “600 yıllık İmparatorluğun 90 yıllık reklam arası sona erdi” sözlerini sert bir şekilde eleştirdi. Şeker, Babuşçu’nun sözlerine “Atatürk olmasa, O Cumhuriyet kurulmasa, o insanlar olmasa, o kadın hakları olmasa, zavallı şimdi sen nerelerdeydin diye bir düşünmek lazım.” ifadeleriyle cevap verdi.

“Kur’an’ımıza, dinimize bir şey söyleme hakkınız yok.”

Fransa’da yayın hayatını sürdüren Charlie Hebdo adlı karikatür dergisine 7 Ocak günü düzenlenen saldırı hakkında görüşlerini belirten Şeker, “Dünyada Müslümanlığa karşı bazı olaylar başlatılıyor.” dedi. Düşünce özgürlüğünün önemi dikkat çeken Şeker, “Düşünce ve ifade özgürlüğüne Türkiye'de de olsa, dışarıda da olsa hepimiz kabul ediyoruz. Ama insanların, hangi ülke olursa olsun bir kutsalları var. Sizin, bizim peygamberimize, kutsallarımıza, Kur’an’ımıza, dinimize bir şey söyleme hakkınız yok.” ifadelerini kullandı. MHP Bilecik Milletvekili Bahattin Şeker, konuşmasında şu görüşlere yer verdi:

Kazanan Milliyetçi Hareket Partisi'dir

 “Bizim kongrelerimizde kaybeden yoktur, kazanan vardır. Kazanan da Milliyetçi Hareket Partisi'dir. Kaybeden de bizim arkadaşımızdır. Kazanan da bizim arkadaşımızdır. Bizleri her zaman yalnız bırakmayan, olaylarımızı yazan ama o gün arayamadığımız arkadaşlarımızın, basının değerli temsilcilerini de kutluyorum. Onların gazeteciler gününü de kutluyorum. Biz basın bizi yazdığı zaman seviniriz de yazmadığı zaman da biraz kızarız. Ama ana basındaki gibi değil. Sağ olsun, bizim buradaki bütün basındaki arkadaşlarımız Bilecik'in sorunlarını her zaman dile getiriyorlar. Bizlerle ilgili, partimizle ilgili genel konuları da her zaman hepimizin göreceği şekilde yazıyorlar. Ben de kendilerine buradan teşekkür ediyorum.

Bugün iki adayımız var. İkisi de bizim arkadaşımız, partimizin çeşitli görevlerinde bulunmuşlardır. Hiçbirinin birbirinden farkı yok. Bu mücadeleye girmişler. Birinden biri kazanacaktır. Ama kaybedeni olmayacaktır. Kaybedeni yoktur, kazananı Milliyetçi Hareket Partisi'dir. Ben bu iki arkadaşımı da kutluyorum. İnşallah iyi bir sonuç alınacaktır. Arkadaşlarımızı gördük. Tenkit edeyim, bayan arkadaşlarımız az. Burada biraz daha bayanlardan yana olayım. Partimizde bayanlara az yer veriyorsunuz. Bundan sonra il başkanlığı kongresi var. Orada daha çok kardeşimizi görürüz diye düşünüyorum.

“Beyaz bir deprem”

Çok kar oldu, kış oldu, fırtına oldu, ayaz oldu. Hakikaten zor günler geçirdik son zamanlarda. Son yılların en büyük kışı oldu. Seraları gezdik, çiftçimizin halini gördük. Bozüyük'te, Söğüt'te, İnegöl'de, civarlarında, kapalı pazar yerimiz çöktü. Fabrikalarda, özel sektörlerde, kendi iş yerlerimizde de pek çok zarara uğradık. Hakikaten Allah'tan gelen bir şey, beyaz bir deprem. Buna söyleyecek bir şeyimiz yok. Ama burada canla başla çalışan bütün belediye başkanlarımıza, belediye çalışanlarımıza, emniyet kuvvetlerimize, trafik polislerimize, jandarma komutanlarımıza, askerlerimize, elektrik kurumunda çalışan kardeşlerimize, özel idarede çalışan arkadaşlarımıza teşekkür ediyorum.

“Karayolları özelleştirirken nerelerdeydiniz?”

Herkes karayolları diyor ama bakın Bursa'dan gelip Bozüyük'ten Eskişehir'e giden yolun haricindeki her yeri özelleştirmeye vermişler. Bir kişi bunu almış, isim vermiyorum, başkasına devretmiş, o da birine devretmiş. Greyder yok, araba yok. Var da sayısı çok az karayollarına göre. Burada biz de nakliyeciyiz. Eğer çift çeker bir arabanız olmazsa yolda yürüyemezsiniz. Normal bir kamyona o bıçağı atarsanız olmaz. Kamyon zaten kendi yürüyemiyor ki yolu açsın. Bunlar bu yolu açamayınca Gölpazarı, Yenipazar, Söğüt yollarını, Bozüyük yolundan Dodurga, Cihangazi, Seyitömer yolunu açamadın. Köy yollarını nasıl açacaksın arkadaş, böyle bir şey yok. Bunları özelleştirirken nerelerdeydiniz? Niye düşünmediniz? Tabi bunları da soru önergeleriyle soracağım meclise. 40 Trilyona alınmış, başka birine verilmiş. Birçok olaylar var. Doğrudur veya yanlıştır, bir şey söyleyemem. Ama bunun böyle gitmesi bundan sonra mümkün değil.

Millet yollarda perişan oldu. 2, 3 tane tır kaydı. Bozüyük-Bilecik arası 9 saat kapandı. Ben Bozüyük'e Eskişehir'den gelirken İnönü'den geldim. Kütahya yolu kapandı. Bir tek İnegöl, Bozüyük, Eskişehir yolları karayollarında. Karayollarına bakıyorsunuz eskiden burada 150 kişi kadar ağabeyimiz, arkadaşımız çalışıyordu. Bugün orada tahminim 50 kişi kadar var. Onların yarısı müteahhitte taşeron. Siz adamı 24 saat çalıştırırsanız, zaten devamlı kar yağıyor. Bundan nasıl çıkacaksınız. Osmanlı'nın kurulduğu bir il. Hangi bölge müdürü olursa olsun buradaki toplantılara gelme mecburiyeti var. Bunu vali getirttirecek, başka bir işi yok. Bu toplantılara niye bizi çağırmazlar, Fahrettin Bey'i niye çağırmazlar ona daha aklım ermez. İl genel meclisi üyeleri gidiyor ama bizi sallamıyorlar. Bir zamanlar burada Kurtköy barajıyla ilgili Devlet Su İşleri Müdürü ile birbirimize girmiştik. Sonra da Allah'a şükür gitti. Benim Bilecik'te ne işim var dedi. Sana bağlıysa geleceksin, bu senin vazifen.

Edebali'nin dediği gibi 'İnsanı yaşat ki devlet  yaşasın' diyorsanız burası da afet bölgesi olması lazım. Ben ilk günden beri meclisteki konuşmamda da onu söyledim. Bu işlerde normalde tamam burada bir olaylar olmuş. Buradaki arkadaşlarımızın banka borçlarını erteleyelim. Bu iş burada bitsin. Bu şekilde olmaz. Bu arkadaşlara muhakkak afet bölgesi olarak ilan edilmesi lazım. Uzun süreli ve geri ödemesiz belli bir kredi verilmesi gerekiyor. 2 veya 3 sene sonra başlatılan nasıl bir kredi sistemi olması gerekiyor. Bu yalnız bizim bölgemizle kalmamalı tabi ki. Kütahya, Eskişehir, Bursa gibi bütün bu bölgemizi ilgilendiriyor.”

“Türkiye'de her sorundan siz sorumlusunuz”

İnsanların sorunları, şerefleri, onurları, haysiyetleri sizlerin elinde. Siz, sokakta kalan çocuktan da sorumlusunuz. Orada kağıt mendil satan kadından da sorumlusunuz. Ermenek'teki o lastik ayakkabılı olan Recep Amca'dan da sorumlusunuz. Siz, emeklilikle geçinemeyenlerden de sorumlusunuz. Okulunu bitirip öğretmen olmuş ama 6 senedir bekleyenlerden de sorumlusunuz. Borçlarından dolayı kızlarını evlendiremeyerek intihar eden babadan da sorumlusunuz. Siz, çocukları bakmayıp sokağa bırakılan yaşlılardan da sorumlusunuz. Siz, Soma'da 300 kişinin öldüğü olaylardan da sorumlusunuz. Onların kalanlarından da sorumlusunuz. Siz, hükümet olmuşsunuz; Türkiye'de yapılan her işten, her sorundan siz sorumlusunuz. Lafa geldiği zaman; “Dicle kenarında kaybolan koyundan ben sorumluyum” dediğinize göre bu işlerin hepsinden siz sorumlusunuz. Bunlara çare bulacaksınız. Türkiye'de bonzai içip ölen insanlardan, genç yaşta kumara, alkole, sigaraya alıştırılan insanlardan, sokağa atılmış insanlardan siz sorumlusunuz. Son 1 senede öldürülen kadın cinayetlerine bakınız. Bunlardan da siz sorumlusunuz.

Bu insanları korumakla siz yükümlüsünüz. Hakka, hukuka, adalete sarılmış insanların hak, hukuk aramasından da siz sorumlusunuz. Bu memlekette insan olarak yaşayan, bu memleketin insanıyım diyen, fakiri-zengini, kimliği ne olursa olsun siz sorumlusunuz. Bu insanların istediği iş, aş, onurlu bir yaşam. Özgür bir Türkiye'de, laik bir Türkiye'de, düzgün bir şekilde yaşamak. Biz hep beraber birlik olmuşuz, böyle bir kültür yaşatmışız. Coğrafyayı kabul etmişiz ve beraber bir millet olmuşuz. Bunu yapmak da Türkiye Cumhuriyeti'ni idare edenlerindir.

“Müslümanlıkta öldürmek yok”

Dünyada Müslümanlığa karşı bazı olaylar başlatılıyor. Son olayı da hep beraber Paris'te gördük. Düşünce ve ifade özgürlüğüne Türkiye'de de olsa, dışarıda da olsa hepimiz kabul ediyoruz. Ama insanların, hangi ülke olursa olsun bir kutsalları var. Sizin, bizim peygamberimize, kutsallarımıza, Kur’an’ımıza, dinimize bir şey söyleme hakkınız yok. Bunlara en güzel cevabı zaten Papa verdi. Hıristiyan dininin başındaki dedi ki: "Benim anneme sövseniz, sizinle kavga ederdim" Bunları lanetliyoruz. Müslümanlıkta öldürmek yok. Ama bu öldürmeyle ilgili binlerce kişi dolduruyorsunuz ama; Bosna'da, Afganistan'da, daha yeni Afrika'da öldürülen Müslümanları, Irak'ta ölenleri, Kobani olaylarında ölen 50 kişiyi, Reyhanlı'ya atılan bombada ölen 56 kişiyi, gezi olaylarındaki kişileri, hiçbir şeyi Avrupa'da görmüyorsunuz. Kendinize oldu mu kral oluyorsunuz ve İslamofobi diyorsunuz. Ama biz bunları lanetliyoruz. Bunların cezasını hak, hukuk, adalet vermeli. İnsan öldürülmemeli. Ama her olaya, her düşünceye karşı da Avrupa bizimle beraber olmalı. İşine geldiği gibi davranmamalı.

“O Paris'teki olaylarda ne kadar PKK'lı varsa savundunuz”

Güneydoğu'da terörden binlerce kişi öldü. Neredeydiniz? Birçoğunuz bunu destekledi. Terörün en büyük destekçisi varsa oradaydı. Sizler de iteklediniz. O Paris'teki olaylarda ne kadar PKK'lı varsa savundunuz. Oralarda beslediniz. Ama işinize geldiği zaman plağın tersini çeviriyorsunuz. Bunları IŞİD'ciler yapmış olabilir ama bütün Müslümanları bunun altında tutamazsınız.  5 milyona yakın Müslüman Türk kardeşimiz Avrupa'da yaşıyor. Dünyanın en önemli meselelerinden birisi olabilir çünkü Müslüman memleketlerde olan bu olaylar tak noktasına geldi. Bunda bizim suçumuz yok mu? Var. Güneydoğu'da sınır kalmadı. Kevgir gibi oldu. Giren çıkan belli değil. Çıkın yurt dışına, bütün olaylarda bizi suçluyorlar.

“Atatürk olmasa, zavallı şimdi sen nerelerdeydin?”

Değerli arkadaşlarım, Türkiye için önemli bir seçim yaklaşıyor. Bu seçim, başkanlık sistemine giden Ak Parti için de büyük bir seçim. Saldıracakları tek yer Milliyetçi Hareket Partisi ve milliyetçilik. Şimdiden başladılar. Kızlara çeyiz verelim, esnafa para verelim. Ne istiyorlarsa dağıtıyorlar. Bunlar güzel şeyler. Arkadan dönüyorlar, Kılıçdaroğlu'na sen Alevisin, şusun, buysun diyerek şimdi de Alevi, açılımı yapmaya çalışıyorlar. Bize gelince, milliyetçiliği ayaklar altına aldım, bunlar faşist, bunlar kafa tasçı, bunlardan hiçbir şey olmaz, bunlar ırkçı diyorlar. Kelime olarak Türk'üm bile diyemeyenler bakıyorsunuz ki arkalarına 16 Türk devletinin sembollerini alarak milliyetçiliğe oynayan bir cumhurbaşkanı görüyorsunuz. Diyor ki, "Biz geçmişi unutmadık, geçmiş görüp geleceğe bakacağız" Her gün ne dedikleri belli değil.

Tabi bu arada da o kadar büyütüyorlar ki kendilerini. Belli bir yandaş medya yanlarında. Büyük lider, Ortadoğu'nun lideri, Ortadoğu'nun imamı, dünyanın en büyük lideri, yok liderler bunun peşinde. Kimileri milletvekili olmak için dokunmak sevaptır diyor, kimisi onun doğduğu yer mübarek bir şehirdir. O kadar saçma şeyler oluyor ki. En sonunda da evveli ki hafta bir laleci ablamız çıktı, Cumhuriyet'e hakaret ederek, 90 yıllık Cumhuriyet'i aşağılar bir şekilde konuştu. Biz de gülüyoruz tabi. Acaba Atatürk olmasa, O Cumhuriyet kurulmasa, o insanlar olmasa, o kadın hakları olmasa, zavallı şimdi sen nerelerdeydin diye bir düşünmek lazım.

“Türkiye'de 700 Milyarlık saat takan kaç kişi var?”

Değerli arkadaşlarım bunlar, 3 Y ile geldiler. Biz 3 Y ile geldik, hala da bunu kullanıyoruz diyorlar. Nedir? Yolsuzluk, yoksulluk ve yasaklar. Yolsuzluğu anlatmaya lüzum yok. Görüyorsunuz komedi, her gün bir şey çıkıyor. Adam Conrad Otelde saatin parasını senden aldım diye yazılmış bir peçeteyi mahkemeye delil olarak gösteriyor. Hep söylüyoruz arkadaş, Türkiye'de 700 Milyarlık saat takan kaç kişi var diye. Koç'un veya Sabancı'nın oğlu bir gün denk gelirse onlara soracağım, kaç paralık saat takıyorsunuz diye. Türkiye'nin en zengini bunlar. Hani polisler koymuştu bu paraları, bu yazar kasaları. Bir de bunları aklamaya çalışıyorlar. Niye aklıyorlar? Çünkü, duyduğumuza göre içten de tehdit başlamış. Diyorlarmış ki: “bizim de var ama yarın sizinkiler de söyleriz.”

Kriptolu telefonumu dinlediler diyorlar. Arkadaş, telefonda konuşulanın yalan olduğunu söylemiyorsun, telefonumu dinlediniz diyorsun. Her taraf sarpa sarmış. Önümüzdeki hafta da meclise götürüp aklayacaklarmış. Aklayabilirisiniz. Bu memleket Sultan Süleyman'a da kalmamış. Hürrem'e de kalmadı Hürrem de gitti. Size de kalmayacak bu. Bunun hesabını kim olursa olsun ileride tek tek bu vatandaşa verecek.

“Türkiye’de üretim durmuş. Yeni fabrikalar yok, yeni büyüyen ekonomi yok.”

İnsanlara kömür dağıtıyorsunuz, dağıtın. İnsanlar onurlu yaşamak istiyor. İnsanlar iş istiyor, aş istiyor. Üniversiteli oğlunu okutmuş iş istiyor insan. Oğlu askerliğine gitmiş gelmiş, kim yetkiliyse hepimizin başında geliyor. Ben de 150’den fazla iktisat, işletme, uluslar arası ilişkiler bölümü mezunu var. Bu genç her gün annesinden babasından para istemek mecburiyetinde mi? Türkiye’de işsizlik çoğalıyor.

Okumuş olan gençlerde işsizlik oranı yüzde 30’a yaklaşmış. Normal işsizlik yüzde 10 civarında. Fabrikalar, “Ayıp olur, biz üniversite mezununu çalıştıramayız” diyor. Nerede çalışacak bu insanlar. Üretim yapacaksınız, Türkiye’de üretim durmuş. Yeni fabrikalar yok, yeni büyüyen ekonomi yok. Bakın bu civarlarda kaç tane yeni fabrika oldu. Sürekli ev, bina yapılıyor. Bununla birlikte ekonomiyi büyütmeniz imkânsız.

Nerelere neler verdikleri belli değil. Şeffaflıktan bahsediyorlar. Geldikleri 2002 ile 2014 yılları arasında 7 milyon 354 bin TL örtülü ödenekten para aktarmışlar. Bakın; Mesut Yılmaz, Tansu Çiller, Necmettin Erbakan, Bülent Ecevit döneminde harcanan örtülü ödenekteki para 212 bin TL. Nereye gidiyor, ne oluyor? Ne soran var ne eden var. Bu iş nereye gidecek? Bunlar Türkiye’nin gerçekleri bilmenizi isterim.

Bizim konumuz bugün Bilecik. Biz seçim bittikten sonra hangi siyasi parti olursa olsun, ister belediye başkanı ister il genel meclis üyesiyle elimizden geldiği kadar yapılan bütün işlerde onlarla beraberiz. Onları iyi yaptıkları işlere iyi diyoruz. Yanlış ya da olmayacak işlere de arkadaşlarımızla birlikte tenkit ediyoruz. Burası olmuş, teşekkür etmek lazım. Burada tenkit edeceğimiz bir şey yok. Ben hatta Kültür Bakanı ile konuşmamda teşekkür etmiştim. Ondan önce de kültür bakanlığında konuşmuştum. Yeni kültür bakanımıza, Söğüt’te yaşanan olayları ve belediye başkanımızı bir proje yapıyor kültür ile ilgili bundan dolayı Bilecik’e davet ettim. Hem gelirsiniz çok oldu ama hem bir açılış yaparsınız dedim.

“Polatlı bitti, buraya temel atılacak”

Bilecik’in de sorunları var. Hala söylüyoruz. Yer konusunu hallediyorlarmış. Ben söyleyince biraz kızıyorlar. “Neredesin aşkım buradayım aşkım” dedim ben kızdılar. Nerede hastane, burada hastane. Nerede hastane yok BİEN seramik’in önünde yok özel idarenin orada. Şimdi bakıyorum özel idarenin yeri ile şimdiki hastanenin yerini takas ediyorlarmış. Bunun ikisi de devletin. Niye takas ediyorsun? Yarın doğum hastanesi olur. Ben size Eskişehir gazetesinden bir haber göstereyim. Avrupa’da bile eşi yok. Bütün branşlar olacak. 2016 baharında tamamlanmış 600 yataklı Eskişehir’de Tepebaşı’nda görürsünüz. Bu da 1060 yataklı şehir hastanesinin ihalesi yapılmış. O da 2017 yılında tamamlanacakmış. Zaten hep söylüyoruz Polatlı bitti.  Biz buraya bir şey yapılsın istiyoruz. Ama seçim geliyor inşallah bitirirlerde temelini atarlar.

“Hamamı olmayan bir il, gülünç tabi ki”

Yenişehir yolu 12-13 sene oldu. Bugün olacak, yarın olacak. Şimdi yeniden birisi almış. Duyduğuma göre de bu karları kışları temizleyemeyen firma almış diye duydum. Böyle giderse 2023 yılına bu biter diye geliyor. Çevre yolumuz daha yok. Tren yolu ile ilgili hala bitmedi. Buradan daha tren sefer olmadı. Adliye binası lazım dedik, hiçbir adım atılmadı. İlimiz büyüdü bir kan bankası olsun dedik. Hala bir şey yok. Hamam deyince bize çok kızıyorlar. Hamamı olmayan bir il gülünç tabiî ki. Yeni bir organize sanayi lazım. Bazıları geliyor, bugün olacak diye.

“Valilik Belediye yanlışsa ‘yanlış’ desinler”

Diyorlar ki şöyle büyüdük, böyle büyüdük.  Forbes Dergisi Ocak ayı sayısında Bilecik, beşeri sermaye ve yaşanabilirlik sınırında 47. sıradayız. Marka becerisi ve yenilikçilikte 54. sıradayız. Ticaret becerisi ve üretim potansiyelinde 63. sıradayız. Erişebilirlikte 55. sıradayız. Çağ atlattık, şunları yaptık, bunları yaptık diyenlere ve burada görevli olanlar dergiyi arayarak itiraz etsinler. Buna ticaret odaları, valilik, belediye başkanları da dâhil yanlışsa yanlış desinler. Ama bunu bütün Türkiye okuyor.

“Güneydoğu bölgesinde devlet kalmamış”

Önümüzdeki günlerde hepimizin önemli sorunu Güneydoğu olayı. Her yerde her zaman söylüyoruz ama maalesef ne olup ne bittiğini hiç kimse bilmiyor. Cizre’de olaylar oluyor hiçbir açıklama yok. Güneydoğu bölgesinde devlet kalmamış. Bugün Habertürk’te bir arkadaşımız yazmış. Dediğine göre Cizre’de belediye başkanının kepçelerini arabalarını alarak yollara barikatlar kuruluyormuş. Hiç kimse ses çıkaramıyormuş. Çözüm süreci diyorlar. Geçen gün Demirtaş diyor ki; “Açıklasanıza şu çözüm sürecini. Biz biliyoruz.” Biz bilmiyoruz. AK Parti milletvekilleri de bilmiyor. Bilen 10-15 kişi. Söyleyin diyoruz. Söyleyemezler çünkü seçim geliyor. Arkasında af mı var, Apo’yu mu çıkaracaksınız, memleketi mi böleceksiniz? Korktukları şey seçim. Aman seçime kadar hiçbir olay olmasın. Barış sağlansın, ondan sonra sizlere bunları göstermek mecburiyetindeyiz diyorlar.

“Artık iktidar yoluna gidiyoruz”

Sözlerimi bitirmeden önce güzel bir şey elime geçti onu sizlere okumak istiyorum. Atatürk’ün 24.10.1919 tarihinde röportajında: “Eğer bu Millet, bu memleket parçalanacak olursa genel şerefsizliğin enkazı altında şunun bunun şahsi şerefi de parça parça olur.

Biz o genel şerefi kurtarabilmek için harekete geçen millete ruhumuzla katıldık. Katılmamıza mani olabilecek Şahsi rütbeleri, mevkileri de genel şerefi kurtarmaya yönelik bir gaye uğrunda feda ettik. Bunu anlamayıp da, milleti hala kendi kafalarının keyfine göre idare etmeye kalkışan kuvvetler artık birer beladır. Bela çekmeye de Bu milletin artık tahammülü kalmamıştır.”

Bu iktidara giden bir yürüyüş. Burada kimse yokken yavaş yavaş toparlanıyoruz. Artık iktidar yoluna gidiyoruz. Herkesin elini taşın altına koyması lazım. Hep beraber çalışmak lazım. Ben tekrar arkadaşlarımı kutluyorum. 15 Şubat’ta il kongremizi yapacağız. Ben başarılar diliyor, hepinize sağlık ve mutluluklar diliyorum. Ne mutlu Türk’üm diyene!”

 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner524

banner92

banner568

banner520

banner390

banner510

banner563