banner380

ADK’ dan Bilim ve Sanat Konferansı

Gökay Şimşek

Şeyh Edebali Üniversitesi Atatürkçü Düşünce Kulübü (ADK) “Aydınlanmadan Postmodernizme Bilim ve Sanat” başlığı altında “Bilim Bavula Sığar mı?” sloganı ile konferans düzenledi.

İktisadi İdari Bilimler Fakültesi Konferans Salonunda düzenlenen etkinliğe gazeteci yazar Cemil Gözel ve Gazeteci Yazar Emrah Maraşo konuşmacı olarak katıldılar.

“Bilim, geleceği kurmak içindir”

Üniversite öğrencilerinin oldukça ilgisini çeken konferansta Bilim ve Ütopya Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Emrah Maroşa konuşmasında şunları söyledi:”İstanbul’un fethinden sonra Papa ilginç bir söz söylüyor. Diyor ki: “Tanrım bizi kuyruklu yıldızların ve Türklerin gazabından koru” bu neden ilginç? Ortaçağ toplumu, özellikle insanlığın üretim fazlasına geçişinden sonra biliyorsunuz toplumlar sınıflara ayrıldı. Yani bir yandan yönetenler vardı, üretim araçlarının mülkiyetini kendi denetiminde tutanlar vardı. Onu silah zoruyla koruyanlar vardı. Aynı zamanda ideolojik hegemonya ile toplumun üzerinde ki düşünsel iktidarlar ile kendi egemenliklerini, hâkimiyetlerini devam ettirenler vardı. Diğer yanda ise, yönetilenler, ezilenler, boyun eğdirilenler vardı. Yani ortaçağda padişahlar, kıralar, ruhban sınıfı, toprak beyleri. Öte yandan ise köylüler, zanaatkârlar ve özellikle Avrupa Ortaçağından bahsedecek olursak yükselen bir burjuva sınıfı vardı.

O zaman ki Ortaçağın hâkim sınıfları, biz sizin yerinize düşünürüz, biz sizin yerinize yaparız, biz sizin yerinize bunu gerçekleştiririz diye onlara propaganda yapan bir konumdaydılar. Rönesans’a baktığımızda İtalya’da kent devletleri vardı. Kapitalizm aslında ilk buralarda filizleniyor. Buralarda bir iktisadi zenginleşme yaşanıyor.

Rönesans aydınlanmaya doğru ve bilimsel bir devrime giden toplum sistemine yön veren tarihsel olayı ifade etmektedir. Tabi Rönesans’tan sonra bilimsel devrime geliyoruz. Bilimsel devrim ne diyor? Dünya, evren değişecek.

Aydınlanma öncesinde insan muhtaç,nankör olarak görülüyor. Büyük aydınlanma düşünürü Kant şöyle diyor: “Aydınlanma, insanın kendi suçu ile düşmüş olduğu bir ergin olmama durumundan kurtulmasıdır. ” yani insanın aklını bir başkasının kılavuzluğuna başvurmaksızın kullandırmasıdır.

Yeniden dünya ölçeğine gelecek olursak aydınlanma 19 yüzyılda yükselen burjuvazinin eseriydi.19 yüzyılın ikinci yarısından sonra özellikle Avrupa ölçeğinde toplumsal olarak büyük işçi hareketleri yaşandı. Var olan sistemin sahipleri eski düzenin kalıntılarıyla ittifak yaptılar hem düşünsel olarak hem fiili olarak ittifak yaptılar. Tabi bu sırada o dönemin gelenekçilerinin ciddi eleştirileri ortaya çıktı. Var olan bütün eleştiriler aslında aydınlanmaya kesildi.

Sonuç olarak şunu söyleyeyim ben: Bugün bilim hakikaten postmodernizme veya ticarileştirilmeye ve tamamen üretime angaje edilerek tarif edilmeye çalışılıyor. Elbette bilime yönelik eleştiriler olacaktır ama bilimin esasına yönelik bir tartışmanın yapılması ve bu tartışmanın farklı yerlere doğru uzatılması sadece yeni Ortaçağ diye tabir ettiğimiz sistemin önünü açar.Ben bilim, geleceği kurmak içindirdiyorum”

“Bilim ve sanat bir kalıba sığdırılamaz”

Teori Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Cemil Gözel ise konuşmasına bilim ve sanatın bir kalıp içerisine sığdırılamayacağını söyledi. Gözel konuşmasında özetle şunları ifade etti:

“Bilim ve sanat dediğimiz şeyler, bir sınırlılık içerisine hapsedildiği takdirde gelişimini sağlayamayacak olan şeylerdir. Doğası gereği de gelişmek mecburiyetinde olduğu için herhangi bir şeyle çerçevelendirme ve bir kalıbın içerisine sığdırılması mümkün olmayan değerledir. Kant şu sözü söylemişti; “aklını kullanma cesaretini göster” çünkü aklı egemenliği altına alan dogmatizme karşı, dogmatizmin sınırlarını patlatan bilim son 200 sene içerinde büyük gelişme sağlamış oldu.

Bilim, edebiyat şekline dönüşerek topluma birtakım estetik değerler aşıladı. Aslında edebiyat dediğimiz şey estetik hale getirilmiş ideolojidir. Bundan başkada birçok tarif yapılabilir ama siyasetle bağını kurmak açısından en etkili tarif budur. Sanatı bir kalıba sığdırmakta son tabirde ideolojik bir saldırının ürünüdür. Şimdi nasıl bir ortam yaratıldı ben onu söyleyeceğim. Giderek daha çok yozlaşan ve yüzeyselleşen bir kültür aracılığıyla yeni bir edebiyat ortamı yaratan bir iktidar yaratıldı. Dayatılan bir takım kitaplar, yazarlar, dergiler var. Bunları topladığımız zamanda yukarıda bahsettiklerimle bağlantısını kurarak bir yeni Ortaçağ edebiyatı ile karşı karşıya olduğumuzu söyleyebiliriz.

Bugüne baktığımızda aslında tarihsel bir geçiş aşaması yaşıyoruz. Yani bu kapitalist kültürün edebiyat alanında oldukça yüklenmesi yâda postmadernist saldırının olabildiğince yoğunlaşması, aynı zamanda bunların karşısında yeni bir edebiyatın, sanatın, bilimin ve bunların çerçevesinin dışında gelişebilme potansiyelinin ortaya çıktığının da bir göstergesi olarak kaydedilmeli. Yani örneğin Balzak’ın romanlarını yazdığı zaman, Avrupa büyük değişimin arifesiydi. Bugün bu postmadern saldırının yoğunlaştığı zamanda Asya’da değişimin arifesinin yaşandığı bir zaman. O yüzden bu saldırıların karşısında yeni bir kültür, yeni bir gelişmenin ayak seslerinin de yükseldiği söylenebilir. Çünkü bu tür değişim dönemleri uygarlık ve medeniyet değişimidir. Avrupa’da son 200 yılda yükselen medeniyet yerini terk ediyor, Asya’da bir medeniyet yükseliyor.”

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner369

banner92

banner384